İŞİNİZE YARAYABİLİR TIKLAYINIZ! .mail: info@yabanhikayesi.com
HARİTALAR
Wikiloc : bisikletrotalari

Yayınlar, fotoğraflar ve içerikler izinsiz kullanılamaz!!!
Gömbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gömbe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2016 Cumartesi

TRE - 018 AKDAĞ(UYLUK TEPE) (3024 M.)

Rotaları aşağıda paylaşılmış olan wikiloc sitesinden telefonunuza yada GPS cihazınıza yükleyerek daha detaylı inceleyebilirsiniz. Telefonunuza yüklemek için buradan yardım alabilirsiniz!!!





AKDAĞLAR : Elmalı, Fethiye ve Kaş ilçeleri arasında heybetle yükselen, Beydağlarının bir kolu olarak da uzanan, Akdeniz bölgesinde yükselen ve Kızlar Sivrisinden sonraki en yüksek dağımızdır. Kayıtlarda 3024 metre yükseklikte olduğu geçen Akdağ çevresinde oldukça çok sayıda yayla ve göller bulunmaktadır. Yemyeşil ve düz yaylalar halen özelliklerini koruyabilmiş iken, göllerin pek çoğu küresel ısınma sonucunda kurumuştur. Halen Yeşil Göl, İkiz Göl, Girdev Gölü ve Baranda Göllerinde su bulunmaktadır.  


BÖLGEYE ULAŞIM


Akdağlar bölgesine Antalya'dan en kolay ulaşım, Korkuteli, Elmalı ve Gömbe güzergahı izlenerek ulaşılabilmektedir. Yolumuz ve zirve yürüyüşü uzun olduğu için sabah 04:00 sularında Antalya'dan özel aracımızla hareket ederek, bu hat üzerinden Gömbe Köyüne saat 06:00 civarında ulaşıyoruz. Kahvaltı yapmak üzere açık fırın, bakkal, market bakıyoruz ama nafile. Açık hiçbir işletme bulunmuyor. Henüz yeni açılmakta olan kahvehaneye yönelerek amcadan bilgi almak istiyoruz. Saat 06:30 dan önce hiçbir yerin açılmayacağını söylüyor. Çare yok mecbur bekleyeceğiz. Kahvenin hemen yanında ki börekçi en sonunda açılıyor ve kahvaltımızı yapabiliyoruz. Zaman kaybetmeden yola devam ederek önce Subaşı Yaylasına, sonrasında ise İkiz Göl Yaylasına ulaşıyoruz. Gömbe'den sonraki yol daha önce bisikletle yaptığımız Ant - 062 turumuzda daha düzgün idi. Ancak oldukça bozulduğunu ve taşlık olduğunu görüyoruz. 4x4 haricinde ki araçların oldukça zorlanabileceğini söyleyebiliriz. 





İKİZ GÖL


Saat 08:15 sularında İkiz Göl Yaylasından zirve yürüyüşümüz başlıyor. İkiz Göllerin ortasından geçen yolun kuzeyinde kalan büyük boyutlu olan gölde halen bir miktar su bulunmakta olup, güneyde kalan tarafın kurumuş olduğunu gözlemliyoruz. Yeşillik çimenlerle kaplı, geniş, düzlük bir alan. Yaylada kamp atarak Göl çevresinde ve etrafta yürüyüşler oldukça keyifli olabilir. Araçtan indiğimiz anda yüzümüze vuran buz gibi hava ile irkiliyoruz. Oldukça sert esen bir rüzgar ve buz gibi bir hava vardı. Açıkçası bu rakımda (2300 metre) bu kadar soğuk olabileceğini beklemiyordum. Derhal polar çeketleri ve rüzgarlıkları giyiniyoruz. Gölü arkamıza alarak Evkaya Yaylasına doğru yükselmeye başlıyoruz. Yaklaşık 1 kilometre ilerde olan bu yaylaya kadar dağ yolu devam etmektedir. Ancak bu yayladan sonra dere yatağından başlayan patika taşlar arasından ilerlemeye devam ediyor. Zaman zaman sert geçişlerle yükseliş devam ediyor. Bir süre sonra önümüzde yükselen tepelerin arkasında ki en yüksek zirve olan Uyluk Tepe ve zirveye giden rotalar görülmeye başlıyor. Gözlemlediğimiz kadarıyla ve rota planlamasında ki araştırmalarım sonucunda zirveye giden pek çok rota olduğu belli oluyor. Gerek sırt noktalarından, gerekse vadiler içerisinden zirveye ulaşan onlarca rota var. Ancak bir kısmı oldukça sarp ve dik çıkışlar da içerdiği gözlenebiliyor. Bazılarının ise kış rotası olduğu da aşikar. Telefonumda yüklü olan ve gözümüze kestirdiğimiz rotalardan bir tanesini hedef alarak, solda ki vadi içerisinden sırt hattına doğru yükselişe geçiyoruz. Biraz yükseldiğimizde arkamızda küçük bir göl beliriyor. Suyu oldukça azalmış durumda. 



 İkiz Göl Yaylası

 İlerlemeye devam ederken geride kalan İkiz Göl

Evkaya Yaylasına doğru

 Evkaya Yaylası




 Artık zirve görünmeye başlanmıştır.


ZİRVE YOLUNDA

Gölgede kalan kaya yüzeyleri buz gibi soğuk. Elle tutmak neredeyse imkansız. Güneş sırtımıza vurduğu anda bir nebze ısınabiliyor ama gölge hatlarda kaldığımızda oldukça üşüyoruz. Sağ tarafımızda zirveye uzanan sarp kayalıklar oldukça heybetli bir görsel sunuyor. Rüzgar şiddetini artırıyor ve rüzgarlıklarımızdan geçerek terleyen sırtımızı buz gibi ediyor. Sırt hattına vardığımızda bir kat daha giyinme ihtiyacı hissediyoruz. Zirve artık net olarak görünmeye başlamıştır. Ancak rüzgar öyle şiddetli ki, ayakta durmak neredeyse imkansız. Fotoğraf çekmemize dahi izin vermiyor. Sırt hattının doğu yönü, dibi görünmeyen bir uçuruma dönüşüyor ve rüzgar sanki bizi uçuruma itmek istercesine o yönde esiyor. Uçurum hattına çok yaklaşmadan ilerlemeye devam ediyoruz. Zirveye ulaştığımızda rüzgarın şiddeti daha da sertleşiyor ve neredeyse ayakta durabilmeyi olanaksızlaştırıyordu. Etrafı yarım metre kadar taşlarla yükseltilerek 3-4 insanın sığabileceği yuvarlak korunaklı bir alan haline getirilmiş bölgeye sığınıyoruz.  Kendimizi bu bölüme atarak şiddetli rüzgarın etkisinden korunmaya çalışıyoruz. Hava öyle soğuk ki, zaman zaman hissedilen sıcaklığın eksi derecelere düştüğünü hissedebiliyoruz. Tam 3 saat sonunda 11:20 sularında ulaştığımız zirvede hiç vakit kaybetmeden öğle yemeğimizi yiyor ve derhal dönüş yönünde yolumuza devam ediyoruz. 



 Burada sağ tarafta bir göl bulunuyor ancak aynı seviye görmek mümkün olmuyor..


 Zaman zaman kayalık geçitlerden ilerliyoruz...

 Zirvenin batısında ki kayalık uçurum bölgesi



 Rüzgara karşı direnmek adeta uçuyor hissi veriyordu...




Zirveden daha net görülüyor ki, Akdağlar da bulunduğumuz Uyluk Tepe zirvesinden başka pek çok zirve de mevcut. Rota planlamasında düşündüğüm gibi, batı yönünde ki sırt hattını takip ederek, Fethiye tarafında ki manzarayı da izleyerek rotayı tamamlamayı hedefliyoruz. 

 Zirveden sonra Fethiye tarafında ki sırt hattına doğru ilerliyoruz...





 

ÇEŞİTLİLİK GÖSTEREN TAŞ YAPISI

Bugüne kadar gittiğim hiçbir dağda ve bölgede görmediğim kadar farklı türde ve çeşitlikte taş ve kaya oluşumları ile karşılaşıyoruz. Serhat abi ile sürekli birbirimize taşların farklılıklar gösteren yapılarını işaret ederek, dağın bu yapısını hayranlıkla izliyoruz. Sırt hattından bir süre ine çıka ilerledikten sonra, zamanın ilerlemesiyle biraz yolumuzu kısaltarak önümüzdeki kayalıklardan, aşağıya iniyoruz. Aslında yukarıdan bakıldığında çok rahat görünmesine rağmen, oldukça iri kaya blokları ve oldukça zorlu bir bölgeye girdiğimizi fark ediyoruz. Dikkatli bir şekilde sorun yaşamadan ağır ve emin adımlarla aşağıda ki yaylaya ulaşıyoruz. 







ZORLU GEÇİŞ

Bu bölümde de yaşadığımız gibi, doğa da ve özellikle yüksek irtifalı dağlarda hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor. Uzaktan rahat görülen geçitler zorlu, zorlu geçitler rahat olabiliyor. Her an bir sürprizle karşılaşmak imkan dahilinde. Hiç bir şekilde emniyeti, güvenliği ve tedbiri elden bırakmamak gerektiğini bir kez daha anlıyoruz. Atılan her adımın basacağı nokta gözlenmeli ve dikkatli olunmalı. Faaliyet bitene kadar sürekli olarak, dikkatli ve uyanık olunmalı. Her an bir sürprizle karşılaşmak mümkün olabiliyor. 



Yolu kısaltmak için indiğimiz sarp kayalık bölge...


 Geride kalan kayalık bölge...



KURUMUŞ TOPRAKLARDA YÜRÜMEK

Çekilen sularla birlikte, doğal gübre ve toprak birleşerek kurumuş ve çatlayarak yarıklar oluşturmuştu. Kuruyan toprakların üzerinde bastıkça çıkarttıkları ses ve ayaklara uyguladığı titreşimle birlikte oluşturduğu masaj hissi çocukluk heyecanımızı canlandırıyordu. Kuruyan toprakların altında ise, serin ve nemli ortamda başka bir hayat can buluyor, taze ve yemyeşil çimenler tekrar gün yüzüne çıkmak için yağmur damlalarını gözlüyordu. Yeni yağmurlar yağacak, gölgesine sığındıkları toprak can bulacak ve güneşe sarılacaklardı. Sonra başka bir canlının bedeninde hayat bularak, tabiatın kanunlarına tereddütsüz itaat edeceklerdi...


Geri dönüp Akdağlara baktığımızda Uyluk Tepe zirvesine ulaşan pek çok rotanın olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Açık havada hiçbir sıkıntı yaşanmayabilirken, sisli ve puslu bir havada her şey tam tersine dönebilir. Yanlış bir yöne sapma ile uçuruma ve sarp kayalıklara çıkabilmek olasılık dahilinde görünüyor. 








Güneşin yükselerek ısıttığı ve keyifli anların mutluluğu ile dönüş yolunda ilerleyişimiz devam ediyor. Bir dere yatağı geçişinde yolumuz başlangıç rotası ile kesişiyor. Sol tarafta ki tepelik bizi aksi yönde gitmeye zorluyor ve rotamızı değiştiriyor. Gidiş yönümüzü inceleyerek, sırt hattını aşarak tekrar rotaya girmeyi hedefliyoruz. Ancak biraz önce de bahsettiğim gibi doğa da hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor. Sırt hattının arkasında başka tepeler ve geçitler beliriyor. Dere yatağı içerisinde tedbir amaçlı yüklediğim alternatif rota üzerinden, zaman zaman karşılaştığımız patika ve ayak izlerini takip ederek ilerliyoruz. Başlangıç rotamız solumuzda yükselen tepelerin hemen diğer tarafında kalıyor. Ancak diğer taraftan bu tepe hiç bu şekilde görünmemişti. Oldukça düzgün ve yumuşak bir yapıya sahip iken, bu yüzeyinde oldukça sarp, kayalık ve çarşaklı bir yüzeye sahip olduğunu gözlemliyoruz. Diğer yüzeyde tamamen düzgün bir patika da ilerlerken, artık dere yatağı hattında, zaman zaman büyük kayalıkların üzerinden geçerek ilerleyişimiz devam ediyor. 15-20  dakika olarak hedeflediğimiz geçit neredeyse bir buçuk saat sürüyor. Vadi çıkışında ise, İkiz Göl de aracımıza ulaşmayı beklerken, bu rotanın bizi Subaşı Yaylasına indirdiğini fark ediyoruz. Çok çok keyifli ve farklı görsel güzellikler sunan bu geçitten yürümüş olmaktan büyük keyif alsak da, bu olay tekrar tekrar gösteriyor ki doğa da hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Kişisel tecrübelerimiz ve deneyimlerimiz gelişirken, doğayı ve doğa kanunlarını yaşayarak öğrenmenin mutluluğunu yaşıyoruz. 


 Doğal bir oluşum olduğuna inanmak zor...









Subaşı Yaylası

Araca ulaşmak için önümüzde 2-3 kilometrelik yolumuz daha kalıyor. Bu yolu yürümek değilde, en son İkiz Göl öncesinde ki rampayı yürüyerek çıkmak hiç hesapta yoktu. Saat 16:00 sularında aracımıza ulaşarak bir zirve yürüyüşümüzü daha tamamlıyoruz.  




Zorluk Derecesi :Toplamda 21 km. olan, ORTAZOR bir parkurdur.
Maksimum Rakım : 3021 m.
Hangi mevsimde yapılır: Sonbaharın ilk günlerinde yaptığımız faaliyetin, kış deneyimi hakkında fikir sahibi değiliz.
Yol Yapısı :Çoğunlukla patika ve orman yolu. 
Başlangıç Noktası : İkiz Göl.
Bitiş Noktası :Subaşı ve İkiz Göl
Su Kaynakları : Subaşı Yaylasından önce yol kenarında ki çeşmenin haricinde su kaynağına rastlanmamıştır. 
Alış-Veriş Alanları : Gömbe Köyünde iş yerleri en erken 06:30 da açılmaktadır. 
Konaklama : Kamp için uygun yayla alanları mevcuttur. Ancak su bulunmamaktadır. 
DİKKAT!!! Herhangi bir kaza riskine karşılık kesinlikle en az iki kişile gidilmeli ve bir yakınınıza gideceğiniz konum bildirilmelidir!!!




Google Maps Harita Görüntüsü



Powered by Wikiloc



Wikiloc Harita görüntüsü

GPS ve rota verilerini buradan indirerek daha detaylı inceleyebilirsiniz...

Başka bir rotada görüşmek üzere...

Sevgiyle Pedalla ...

19 Ağustos 2015 Çarşamba

ELMALI - ÇIĞLIKARA - DOKUZGÖL BİSİKLET TURU (3 GÜN)

Rotaları aşağıda paylaşılmış olan wikiloc sitesinden telefonunuza yada GPS cihazınıza yükleyerek daha detaylı inceleyebilirsiniz. Telefonunuza yüklemek için buradan yardım alabilirsiniz!!!



Çamkuyuları'ndan sonra Yakaçiftlik Köyü'ne aracımızı bırakarak, kamp malzemelerimizi bisikletlerimize yükleyerek yola koyuluyoruz. Köyden çıkarak Avlan Gölü kıyısından Finike istikametine doğru ilerliyoruz. İki gündür şans bizden yana ki, hava kapalı ve serin hava ile birlikte rahatlıkla bisiklet binebiliyoruz. Bulutlar henüz yüksekte olsalar da her an inebilir ve yağmura yakalanabiliriz. Bir taraftan gideceğimiz güzergahı gözlerken, bir yandan da seri bir şekilde ilerlemeye devam ediyoruz. Göltarla Köyü içerisinden Çığlıkara Tabiatı Koruma Alanı'na giriyoruz. Göltarla içerisinden başlayan tırmanışla yükselirken, gökyüzünde ki bulutlarda bir taraftan alçalarak yağmuru toplamaya devam ediyor. Bir süre daha tırmandıktan sonra çiseleyerek başlayan yağmur şiddetini artırarak devam ediyor. Bir kaya oyuğunu kendimize siper ederek yağmurdan korunmaya çalışıyoruz. Ahmet'in arkadamızda ki parmak kalınlığında ki kaya yarığında yuvalanmış olan akrebi fark etmesi ile oradan uzaklaşmak zorunda kalıyoruz. Doğru düzgün başka da sığınacak ortam olmadığından yağmurluklarımızı giyerek yağmur altında bisiklet binmenin keyfine varıyoruz. Zemin sert ve taşlık olduğundan dolayı yağan yağmur ilerlememize engel olamıyor. Bir sere daha tırmandıktan sonra (yaklaşık 17. kilometrelerde) yol üçe ayrılmaktadır. Sağa giden yol, yukarı da görülen demir direklerin olduğu, muhtemelen verici gibi bir yer olan bölgeye gitmekte, ortada ki yol ise bizim rotamızda işaretlediğimiz güzergah üzerinde ilerlemekte ve en solda ki bölüm ise Üçoluk Yaylası üzerinden devam etmektedir. Her ne kadar orta ki yol rotamız olsa da, ilerilerden duyduğumuz iş makinalarının sesinden de anladığımız üzere, yol üzerinde düzeltme çalışmaları yapılmakta. Dolayısıyla yağan yağmurla birlikte kazılan yol çamurdan dolayı gidilemeyecek bir hal almıştır. Mecburen Üçoluk tarafına doğru tırmanışa devam ediyor ve ilerliyoruz. Yol yapısından da anlaşılacağı üzer bu taraf uzun süredir kullanılmamış ve gelen giden olmamış. Sedir ağaçlarının çoğaldığı, bakir ormanlık alan içerisinde ilerleyişimize devam ediyoruz. Hiç bitmeyen rampalar ve virajlarla ilerleyişimiz sürerken, sağımızda ki düz bir alanda yatmakta olan yabani domuz sürüsü, büyük bir gürültü ile önümüzden yukarıya doğru koşmaya başlıyor. Büyük bir aile oldukları anlaşılıyor. Boy boy sıralanarak ardı arkası kesilmek bilmeden devam ediyorlar. Yabani domuz saldırılarının ve yaralanmalarının oldukça tehlikeli ve ölümcül yaralanmalara neden olabileceğini biliyorum. Staj dönemimde domuz saldırısından yaralanmış olan bacağını diktiğimiz genç gözümün önüne geliyor. Neyse ki hiç birisi bizden tarafa yönelmiyor ve korkulacak bir durum gelişmiyor. Böyle karşılaşmalarda soğukkanlılığı elden bırakmamak gerekiyor. Domuzlar yapı itibariyle boyunlarını çok fazla bükemediklerinden, sağa, sola ve geriye doğru hamlelerde çok çevik değillerdir. Bu yüzden herhangi bir saldırı yada size yönelmesi durumunda, mümkün olan bir ağaca yada onun çıkamayacağı bir yüksekliğe çıkmak, zigzaglar çizerek koşmak ve onun dönemeyeceği geldiği,  istikamete doğru yönelmek, kurtuluş için bir çare olabilmektedir. Neyse domuz sürüsünü sorunsuz atlattıktan sonra, orman içerisinde ki bu tür risklerden biraz daha uzaklaşmak adına, yolumuzun ağaçlardan uzaklaştığı yükseklerde bir yerde kamp atmak üzere ilerlemeye devam ediyoruz. Bu bölgede su sıkıntısının olduğunu öğrenmiştik ancak, bir umut ile hem suyu bulmak hemde uygun bir kamp alanı bulmak için, tükenmek üzere olan  enerjimizle basıyoruz pedallara. Üçoluk bölgesine geldiğimizde yolun 5-10 metre sağında ki çeşmeyi görünce hemen kendimizi atıyoruz yanıbaşına. Buz gibi suyuyla elimizi yüzümüzü yıkayarak serinliyor ve bir an dinleniyoruz. Bir gün öncesinde su kıyısında ki kamp tecrübemizden sonra, bu gün ki kampımızı biraz daha ilerleyerek su bölgesinden uzak bir alana kurmayı planlıyoruz. Tırmanış devam ediyor ve ağaçlar bitiyor. Açık bir alanda yolun genişlediği bir noktada kamp atmayı uygun buluyoruz. Çevre de yol kenarına kurmaktan başka uygun bir yer olmadığından, olası risklere karşılık, yolun her iki yönünü de taş ve ağaçlarla kapatıyor, bisikletlerin bir tanesini bir tarafa, diğerini diğer tarafa koyarak, sabaha kadar ışıklarını yanık bırakıyoruz. Çadırlarımızı kurduktan sonra hemen yemek hazırlıklarına başlıyor ve sıcak bir çay eşliğinde yorgunluk atıyoruz. Ne yazık ki güzel Samanyolu fotoğrafları çekebilme umuduyla çıktığım bu turun ikinci gününde de hava kapalı ve puslu. Yaktığımız küçük kamp ateşi eşliğinde çaylarımızı yudumlarken, günün ve yarının kritiğini yapıyoruz. Bugün tamamen tırmanış yapmış ve oldukça yorulmuştuk. Yarın Çığlıkara Bölgesine ulaşmak, kampı erken atarak, ortamın ve doğanın keyfine varmak üzere plan yapıyoruz. 
Her zaman olduğu gibi yine güneş doğmadan enerjik bir şekilde uyanıyor ve kahvaltı hazırlıklarına başlıyorum. Ağustos ayında Antalya yanarken burada hava, oldukça soğuk ve puslu. Hareket etmediğim sürece içim üşüyor. Havanın biraz aydınlanmasıyla, bir gün önceki tırmanış esnasında kırılan jant telini tamir ediyor ve aradan çıkartıyorum. Ve bir yandan tan ağarırken kahvaltıyı hazırlıyor ve Ahmet'i uyandırıyorum. Kahvaltımızı yaparak kampı toparlıyor ve akşam tedbir amaçlı kapattığımız yol üzerinde ki taşları alarak yola koyuluyoruz. Bir süre daha tırmandıktan sonra bu bölge de ki korunmuş olan yaşlı sedirlerin olduğu bölgeye ulaşıyoruz. Burada birkaç kulübe ve bir kuyu mevcut. Yol çalışmasının olduğu yol ile kesişme noktasına kadar bir süre inişle devam ediyoruz. Yolların keşisme noktasından sonra sola devam ederek yine tırmanışa başlıyoruz. Yaklaşık olarak 4-5 km tırmanıştan sonra parkurumuzun en yüksek noktası olan 1970 metrede ki Çığlıkara bölgesine ulaşıyoruz. Muhteşem, büyüleyici bir manzara terk edilmiş bir kaç kulübe ile bizi karşılıyor. Önümüzde gideceğimiz Dokuz Göl'e doğru uzanan vadi ve eşsiz sedir ormanları manzarası uzanmakta. Manzaranın bir süre keyfini çıkardıktan sonra ilerlemeye devam ediyoruz. Yol ikiye ayrılıyor. Bir tanesi karşıya düz devam etmektedir ki bu yolun 2000 yaşında ki Koca Sedir'e gittiğini sonradan öğreniyoruz. Rotayı planlarken bu yolun, parkuru gereksiz uzattığı ve bazı bölümlerinin risksli olabileceği konusunda şüphelerimiz olduğu için rotaya dahil etmemiştik. Ve diğer yol olan, sağa U dönüşü ile aşağıya doğru ilerleyen yol ile rotayı takip ediyoruz. Buradan başlayarak, Dokuz Göl'e kadar uzanan bölüm tamamen sedir ağaçları arasında ve sürekli inişle eşsiz manzara eşliğinde devam etmektedir. Rotanın en güzel ve kesinlikle geçilmesi gereken bölgesi burasıdır. Hem yürüyüş hemde bisiklet için kesinlikle eşsiz bir parkur. Aşağıya Dokuz Göl bölgesine ulaştığımızda, sol tarafımızda harebe bir kulübe ile karşılaşıyoruz. Öğle saatlerinde ulaştığımız bölgede, havanın da kararması ile uygun bir kamp alanı kolluyoruz. Yağmur neredeyse yağmak üzere, ancak bu kulübenin kamp için uygun olmadığını düşünerek devam etmeye karar veriyoruz. Kamp için bir su kaynağının olması pek çok konuda kolaylık sağlamaktadır. O yüzden bir su kaynağı bulabilme umuduyla devam ediyoruz. 1-2 kilometrelik tırmanıştan sonra Dokuz Göl Tabiatı Koruma Alanı Tabelası ile birlikte bir kaç misafirhanenin olduğu bir bölgeye ulaşıyoruz. Bu manzara hiç beklemediğimiz bir durum idi. Sanki Çöl ortasında su bulmuşcasına seviniyor ve heyecanlanıyoruz. Kulübesinden çıkıp gelen, güler yüzü ile bizleri karşılayan Mustafa Abi' nin sıcak yaklaşımı ile mutluluğumuz kat kat artıyor. Hepsi bir aradaydı. Su, kamp alanı, sıcak ve güler yüzlü insanlar ve eşsiz doğa harikası bir mekan. Mustafa Abi'nin sıcak çay ikramı ile hem içimiz ısınıyor hemde daha yakından tanışıyoruz. Geleceğimiz kendisine haber verilmiş ve bizi bekliyormuş. Bizim için ne yapabileceğini, nasıl yardımcı olabileceğini soruyor. Bizde hiçbir beklentimizin olmadığını, sadece uygun bir kamp alanına ve içilebilir su kaynağına ihtiyacımızın olduğunu belirtiyoruz. Burada herhangi bir çeşme bulunmadığını ve yağan yağmur sularının depolarda toplayarak kullandıklarını belirtiyor. Aşağıda ki fotoğraflarda, çatılardan inen yağmurluk borularının uçlarında ki su toplama düzeneklerini görebilirsiniz. Mustafa Abi gösterdiği bir kuyunun klorlanarak dezenfekte edildiğini ve diğerlerine nazaran daha temiz olduğunu belirtiyor. Sağ olsun bize bir misafirhanenin banyosunu açarak duş alma imkanı da sağlıyor. Tüm yorgunluğumuzu alan duşun ardından, kirlenmiş olan bir kaç formamızı da yıkadıktan sonra etrafı gezmeye başlıyoruz. Sedir ağaçları için faydalı olduğu düşünülerek, devasa yuvalara sahip olan karıncaların bu bölgeye getirildiğinden bahsediliyor. Ayrıca bu karınca yuvalarından çıkan mentollü havanın da, astım hastalarına iyi geldiği düşünülüyor. Bariz bir şekilde, karınca yuvalarına yaklaşıldığında yada yuvalara yakın bir yerlerden geçildiğinde bu mentollü koku hissedilmektedir. Yuvalara hafif şekilde avuç içiyle vurulduğunda bu kokunun çıktığı söylense de, yuvalara yaklaşıldığı anda hissedilmekte ve herhangi bir darbeye gerek kalmamaktadır. Turumuzun üçüncü gününde de yine hava kapalı ve yağmur çiseleyerek zaman zaman yağmaktadır. Akşam Mustafa Abi ile sohbet ediyor ve çevre hakkında uzun uzun bilgiler alıyoruz. Saatler ilerlediğinde ayrılırken bize kulübesinin önünde ki taşların arasında yaşayan yılandan bahsediyor. Bilek kalınlığında ki yılanı taşların arasından görebiliyoruz. Boyunun yaklaşık iki metre civarında olduğundan bahsediyor. Çok nadir dışarıya çıktığından ve o delikte binanın bekçiliğini yaptığından bahsediyor. Her ne kadar şu ana kadar zararsız olsa da, böyle büyük bir hayvanın yanıbaşında ki kulübe de yatmak da büyük cesaret gerektirir. 
Ertesi sabah yine erkenden gün ağarmadan uyanıyorum. Bu kez kahvaltıdan ziyade, geçmiş olduğumuz 1-2 km geride kalan bölgede toplanan sis tabakasının oluşturduğu muhteşem manzaranın fotoğrafını çekmek üzere oraya gidiyorum. Henüz saat çok erken olduğundan ve herhangi bir şey yemeyi canımız istemediğinden, biraz pedalladıktan sonra kahvaltı yapmaya karar veriyoruz. Çadırımı ve tüm eşyalarımı toplayarak manzaranın fotoğrafını çekmeye çalışıyorum. Sonrasında uyanmış olan Mustafa Abi'ye her şey için teşekkür ediyor ve vedalaşarak ayrılıyoruz. Birkaç kilometre ilerledikten sonra yol yine ikiye ayrılıyor. Sola devam eden yol, ileride ki vadinin içerisinden sürekli iniş ile devam ediyor. Sağa ayrılan yol ise biraz daha tırmanışla ama sonrasında solda ki vadiyi tepeden görerek ilerliyor. Biz daha çok manzarayı panoramik olarak görmeyi tercih ettiğimiz için tırmanışa razı oluyor ve sağ yoldan ilerliyoruz. Yine zaman zaman yol üzerinde karınca yuvaları ve mentollü koku ile karşılaşıyor ve tırmanışı bitirdiğimizde büyüleyici manzara ile devam ediyoruz. Uygun bir manzarada sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Gömbe tarafında ki giriş kapısına ulaşıyoruz. Burada yine sıcak tavır ve güler yüzü ile bizleri Hasan kardeşimiz karşılıyor. Kahvaltı hazırlığında olan Hasan kardeşimizin çayına ve sıcak sohbetine ortak oluyoruz. Bu arada Antalya Orman Bölgeden gelen diğer görevli arkadaşlarında sohbete dahil olması ile, bölge hakkında daha detaylı bilgi sahibi olma imkanı buluyoruz. Buradan tekrardan, bizlere bu bölgeyi gezme ve görme imkanı sundukları için, hepsine çok çok teşekkür ediyor selamlar yolluyoruz.
Çıkış kapısından sonra yol üçe ayrılmaktadır. Öncelikle sağa devam ederek bir kaç kilometre ileride ki Koç Sediri ziyaret ediyor ve fotoğraflıyoruz. Sonra geri gelerek ortada ki yoldan ilerleyerek Elmalı-Kaş yoluna ulaşıyoruz. Akçay, Beyler ve Eymir üzerinden Yakaçiftlik Köyüne ulaşarak, eşsiz muhteşem bir parkuru daha geride bırakarak turumuzu tamamlıyoruz. 

























































Zorluk Derecesi :Toplamda 100 km. olan, ÇOKZOR bir parkurdur.
Maksimum Rakım :Bisikletle çıkılan maksimum rakım 1950 metredir.
Toplam Tırmanış: Bisikletle çıkılan toplam tırmanış 2566 metredir. 
Hangi mevsimde yapılır: Yağışlı havalar ve kış ayları haricinde her zaman yapılabilir.
Bisiklet Seçimi : Sadece Dağ ve Dişli lastiklere sahip Tur Bisikleti için uygundur.
Yol Yapısı :Koruma alanının tamamı stabilize parkurdur.
Başlangıç Noktası : Yakaçiftlik Köyü.
Bitiş Noktası :Yakaçiftlik Köyü.
Su Kaynakları : İşaretli noktalarda çeşme mevcuttur. Yanınızda en az 3 lt su bulundurunuz. Sadece Üçoluk Bölgesinde çeşme mevcut olup, diğer noktalarda kuyu suyu mevcuttur. 
Alış-Veriş Alanları : Elmalı ilçesinden gerekli ihtiyaçlar tedarik edilebilir.
Konaklama : Kamp için uygun bölgeler mevcut ise de güvenlik tedbirleri almakta fayda vardır. 
DİKKAT!!! Herhangi bir kaza riskine karşılık kesinlikle en az iki kişile gidiniz ve bir yakınınıza gideceğiniz konumu bildiriniz!!!


Google Maps Harita Görüntüsü


GPS ve rota verilerini buradan indirerek daha detaylı inceleyebilirsiniz...



GPS ve rota verilerini üye olmadan DROPBOX üzerinden buradan indirebilirsiniz.

Başka bir rotada görüşmek üzere...

Sevgiyle Pedalla ...