İŞİNİZE YARAYABİLİR TIKLAYINIZ! .mail: info@yabanhikayesi.com
HARİTALAR
Wikiloc : bisikletrotalari

Yayınlar, fotoğraflar ve içerikler izinsiz kullanılamaz!!!
Kasımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kasımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2018 Perşembe

BOZBURUN DAĞI(2505 M.) VE KASIMLAR KANYONU KAMPI

Rotaları aşağıda paylaşılmış olan wikiloc sitesinden telefonunuza yada GPS cihazınıza yükleyerek daha detaylı inceleyebilirsiniz. Telefonunuza yüklemek için buradan yardım alabilirsiniz!!!



BOZBURUN DAĞI (2505)

TRE - 014 BOZBURUN DAĞI  kaydımızda mevcut olan zirve tırmanışımızı, Kavacık Yaylasından başlayarak, dağın batı yönünde ki rotadan, farklı ekip arkadaşlarımızla gerçekleştirmiştik. Genellikle faaliyetlerimiz keşif amaçlı ve ilk defa gittiğimiz bölgeler olduğu için, kuzey rotalarından bir tanesini denemek üzere gerekli araştırma ve planlama çalışmalarına başlıyoruz. Kuzey ve doğu rotaları hakkında gerek GPS, gerekse bilgi olarak herhangi bir veri kaydına ulaşmak mümkün olmadı. Wikiloc üzerinde yayınlanmış olan bir kaç rotanın ise, Googleearth  üzerinden çizilerek yüklendiğini sonradan öğrenmiş olduk. Rota kayıtları üzerinde bir kaç cümle de olsa açıklama yazılması, inceleyen ve bölgeye ilk defa gidecek kişiler için oldukça aydınlatıcı olabilmektedir. Mesela sarpi dik ve karlı yüzeyleri, kış dağcılık faaliyetleri olarak, gerekli malzemeler ile kolay bir şekilde geçebilmek mümkün iken, yaz yürüyüş faaliyeti olarak geçebilmek neredeyse imkansız olabilmektedir. Hatta mümkün ise bilgisi ve iz kaydı olmayan rotaların genele açık olarak yayınlanmaması en güzeli olacaktır. Sonuç itibariyle bir kez daha anlıyoruz ki, internet üzerinde yayınlanan hiç bir bilgi güvenilir değildir. Paylaşımlarımız kendi adımıza bir anı niteliğinde olup, web sayfamızı takip eden arkadaşlara ilham olması ve rota planları yapan arkadaşlara ışık tutabilmesi temennisiyle yayınlanmaktadır. 

Yıllar öncesinde araçla Eğirdir Gölü'ne gittiğimizde, yürüyüş yapacağımız parkurun başlangıç yolu üzerinden geçmiştik. O zamanlar, Pınargözü Köyünden sonraki orman yolunun bir kısmı sel suları tarafından uçmuş, zaman zaman büyük yarıklar oluşmuş ve oldukça iri taş ve kayalarla kaplı bölümler içermekte idi. Hali hazırda ise yol düzenleme çalışmaları devam etmekte olup, yakın bir zamanda asfaltlama çalışmalarının yapılacağı gözlenmektedir.  



18 Mayıs 2018 Cuma akşamı 19:00 sularında Antalya'dan 5 arkadaş hareket ederek 10:30 sularında 1400 m. rakımda ki kamp noktamıza ulaşıyoruz. Zaman kaybetmeden kamp ateşimizi yakıyor ve çadırlarımızı kuruyoruz. Uzun süren yolculuk sonunda bir şeyler atıştırıyor, temiz hava ve binlerce yıldız altında dingin bir uykuya dalıyoruz. 



Günün ilk ışıkları ile birlikte, bülbül ve böcek sesleri arasında huzurlu ve güzel bir güne gözlerimizi açıyoruz. Doğanın kucağında dostlarla birlikte doyumsuz bir kahvaltı yaparak kampımızı topluyor, zirve yoluna düşüyoruz. Kızılçam ormanları içerisinde başlayan rotamız, bir kaç noktasında işaretlemeler olan, çam iğneleri ile kaplı, eski ama nadiren kullanıldığı belli olan bir patika üzerinde devam ediyor. Bir süre sonra patika ile klavuz rotamız birbirinden ayrılıyor. Patikanın devamını incelediğimizde kuzeydoğuya devam eden başka bir güzergaha yöneldiğini gözlemliyoruz. Zirveye yönelerek diğer bir patikanın izlerini aramaya başlıyoruz. Önümüzde ki dere yatağını geçtikten sonra belli belirsiz başlayan ve sonrasın da belirginleşen bir patikanın izleri üzerinde yürümeye başlıyoruz. Lakin sık orman içerisinde devam eden yükselişimiz kayalık bir bölgeye ulaşıyor. İri bir kaya kütlesi önümüzde duvar gibi yükseliyor. Kaya yüzeyinden ve sağ tarafından devam eden geçişlerin olduğunu görüyoruz. Ancak ip desteği olmadan bu noktalardan geçmek oldukça riskli görünüyordu. Sola yönelerek ağaç dallarına ve taşlara tutunarak 20-25 metrelik bir bölümü dikkatli bir şekilde geçiyoruz. (Rota kaydının ikinci kilometresine denk gelmektedir). Bu bölümden tırmanarak geçmek, inişe nazaran daha kolay idi. Dönüş yolunda bu bölümden geçerken çok daha dikkatli bir şekilde ve tek tek geçmek zorunda kalıyoruz. 



AKARCA YAYLASI

Önümüzde ki tepeyi aştıktan sonra, zirveyi karşımıza alarak bir süre yatay düzlemde, sağ tarafımıza uçurumu alarak Antalya'ya kadar uzanan, uçsuz bucaksız manzara eşliğinde adımlarımız düşmeye başlıyor. Mor sümbüller, sarı beyaz papatyalar ve adını bilmediğimiz binlerce çiçek arasında ve mis kokular eşliğinde, zaman zaman sedir ve ardıç ağaçları içerisinde ilerleyişimiz Akarca Yaylasına kadar devam ediyor. Akarca yaylasında, zirvenin kuzeyinde kalan kar kalıntılarından sızan suyun borularla taşınması ile getirilen su mevcuttur. Zirve yolunda ilerlerken gördüğümüz su kaynakları, kesinlikle içmek için uygun değildi. Suyun geldiği yönde ve toplanan su içerisinde onlarca haşarat mevcut idi.


Akarca Yaylası






Akarca Yaylasını da geride bırakarak, çarşaklı bir yüzeyde tırmanışımız zigzaglar çizerek devam ediyor. Bir süre sonra karşımıza bir set gibi dikilen zirve kayalıklarına ulaşıyoruz. Zirveye çıktığını düşündüğümüz önümüzde 2 rota beliriyor. Güneybatı yönümüzde kalan dere yatağından oldukça dik bir şekilde çıkan ve sonrasında da yine oldukça dik bir şekilde ve kaygan yüzeyle devam ettiğini görebildiğimiz bir rota dikkat çekiyor. Bu rota belki zaman olarak kısa sürede bizi zirveye ulaştırabilirdi ama riskleri oldukça fazla ve enerjimizi fazlasıyla alacaktı. Dolayısıyla biraz daha yatay düzlemde devam eden doğu yönümüzde ki rotaya doğru, aldığımız ortak kararla ilerliyoruz. 



Bir süre sonra bu kez kayalık bir bölgenin tepesine ulaşıyoruz. Burada yine kaya yüzeylerine tutunarak geçmek durumunda kaldığımız bir geçit bulunmakta idi. Kaya yüzeylerini incelediğimizde, bir kaç noktadan daha önce de geçildiğinin izlerini görebiliyoruz. Gözümüze kestirebildiğimiz en kolay geçit noktasından aşarak doğu yönüne doğru yatay yükselişimiz devam ediyor. Sağ tarafımızda(Bize göre Güney ama dağın kuzey yüzü) kalan dere yatağında zirveye kadar uzanan kar yığınları mevcut idi. Kar yüzeyi ayakkabılarımız için tutunmaya müsait olsa da, kazma ve kramponlarımız olmadığı için, kar yüzeyinde ilerlemek güvenli değildi. Olası bir düşerek kayma durumunda, durmak olanaksız olabilir ve kaza riskini artırabilirdi. O nedenle güneş gören ve kar olmayan zeminde, yolumuzu biraz daha uzatarak doğu yönüne doğru devam ediyor ve sırt hattına ulaşıyoruz. 




Manzara bir anda değişiyor, dört bir yanımızı panoramik bir manzara çevreliyordu. Kanyonlar, vadiler ve zirveler büyülü bir manzara sergiliyordu. Dağın Güney doğu tarafında bulunan Derebucak tarafında ki zirve rotaları da önümüze gün gibi serilmişti. Aşağıda bulunan göl çevresinde çok güzel kamp alanları görünüyordu. Daha yükseklere kadar çıkan arazi yolu görünüyordu. Bu yönde ki rotalardan zirveye daha kısa zamanda ve az enerji ile ulaşmak mümkün olabilirdi. 






Sırt hattından zaman zaman yatay, zaman zaman tırmanışla yükselmeye devam ederek ilk zirveye ulaşıyoruz. 360 derece muhteşem bir panoramik manzara vardı. Ufukları kaplayan Tota, Sarp, Dedegöl, Davraz ve Dumanlı Dağı zirveleri akılları baştan alıyordu. Rüzgar zaman zaman şiddetleniyor, zirvelerde olmanın heyecanını tüm ruhumuza işliyordu. Zirve keyfi ve yemek molasından sonra dönüş için harekete geçiyoruz. 

Yine dönüş yolunda ilerlediğimiz sırt hattı boyunca sağımızda kalan kamp alanlarını incelerken, bir daha ki Bozburun Dağı faaliyetimizin kamp noktasının, kesinlikle burada bir yerlerde olması gerektiği konusunda hem fikir oluyoruz. 

Dönüş rotamız yine geldiğimiz hat üzerinden olacaktır. Akarca Yaylasında ki hareketlilik dikkatimizi çekiyor. Bir kaç kişi ve hayvanlar görünüyordu. Rota ve çevre hakkında bilgi almak üzere yayla evine doğru yöneliyoruz. Dönüş rotası için güvenli bir geçiş hattı olduğundan bahsediliyor. Ancak ne yazık ki bir türlü güvenli rahat bir patika iniş yolu bulamıyoruz. İz kayıtlarında ki dönüş rotamız, belirleyebildiğimiz risk oranı en düşük olan hat olarak görünüyordu. Ağaç gövdeleri ve sarkan dalları, tutunmaya elverişli bir ortam sağlıyordu. Bir kaç metrelik bölüm geçildikten sonrasında patika ve mevcut iz kayıtları takip edilerek parkuru tamamlıyoruz. 

Yürüyüş rotası üzerinde doğal su kaynağına rastlayamadık. Eriyen kar sularının oluşturduğu su akıntıları mevcut idi, ancak hiçbir noktasının içilebilir temizlikte olduğu kanaatine varamadık.


Kasımlar Köyü
Sabah yürüyüş öncesi kampımızı topladığımız için araç başında biraz dinlendikten sonra, Kasımlar'a doğru bu gün ki kamp noktası için yola düşüyoruz. Akşam serinliğinde, güneş dağları aşarken kamp noktasına ulaşıyor ve karanlık çökmeden kampımızı kuruyoruz. Bir tarafta Dedegöl Dağı, bir tarafta Sarp Dağı manzarası tüm yorgunluğumuzu alıp gidiyor. Gecenin huzuru ve milyonlarca yıldız altında ki sessizliği ise ruhumuzu dinlendirmeye yetiyor. Sohbet muhabbet ve neşeli anlar eşliğinde bir günü daha geceye gömüyor, baykuş ve çakal seslerinin süslediği gecede, huzurun kollarında uykuya dalıyoruz. 



Ertesi günün planında Kasımlar Kanyonu'nda kısa bir gezinti, Kesme yakınında bir yerlerde manzara keşfi ve sonrasında Antalya'ya dönüş vardı. Dolayısıyla herkes istediği saatte uyandı ve rahat rahat  kahvaltı yapıldı. 

KASIMLAR KANYONU

Öğle saatlerinde Kasımlar Kanyonu'na ulaşıyoruz. Araçla kanyon girişine kadar ulaşım mevcut. Kanyon girişinde, Köprüçay suyunun dolu dolu aktığı zamanlarda oluştuğu herhalinden belli olan geniş, düz bir alan vardı. Çevrede ki taş ve toprak oluşumlarına bakılacak olursa çok eskilerde oldukça gür akıyormuş. Şimdilerde ise en coşkulu aktığı bölümlerde dahi diz seviyesini geçmemektedir. Suyun sağ ve sol yamacında oldukça belirgin ve düzgün bir patika kanyon derinliklerine doğru ilerlemektedir. Patika üzerinde herhangi bir işaretleme ve yönlendirme yoktur. Zaman zaman su geçişlerinin de olduğu bölümlerden izler takip edilerek ilerlemek mümkündür. Her iki yamaçta da sarp yükselen kaya oluşumları mevcuttur. Öyle ki, bazı bölümlerde gökyüzünü görebilmek için en tepeye bakmak zorunda kalıyoruz. 


Kasımlar Kanyonu


Sarp kaya oluşumları ve irili ufaklı onlarca mağara arasında tüm ihtişamıyla uzayıp giden muhteşem bir doğa harikası. Sıcaktan bunaldıkça suya girip serinlediğimiz, sıkılmaya fırsat bulamadığımız ve izlemeye doyamadığımız eşsiz bir güzellik. 







Kasımlar Kanyonunu en fazla 1 saat gibi bir zaman diliminde gezerek yolumuza devam etmeyi düşünmüştük. Ancak baş döndüren doğa güzellikleri karşısında, kanyon içerisinde ki ilerleyişimize engel olamıyor ve ancak 3-4 saat sonra çıkabiliyoruz. Öyle ki yaklaşan yağmur olmasa ve zamanımız daha geniş olsa, belki bir gün bile yetmezdi gezmeye. Şu kadarcık dar zamanda bir kaç mağara gezebiliyor ve ancak bir kaç kilometre kadar ilerleyebiliyoruz. 

Bir süre zaman zaman yolu örten çınar ağaçları arasında, Köprüçayın kıyısını takip eden yol ile Kesme Köyüne varıyoruz. İz kayıtlarında mevcut olan  Kanyon manzarasını gören Asarlık mevkiinde öğle yemek molası veriyor ve doğanın mis gibi toprak ve çim kokusunu ciğerlerimize çekiyoruz. 


Kesme Asar Mevkii
Artık saatler hayli ilerlemiş gün sona ermek üzereydi. Gezi planımıza sadık kalarak güzel bir kamp turunun daha sonuna yaklaşıyoruz. Defalarca gezmeye doyamadığımız Köprülü Kanyonu transit geçerek, karanlığa gömülen günün son ışıklarıyla, araçla yapılan 400 km geride kalırken Antalya'ya ulaşıyoruz. 



Zorluk Derecesi :Toplamda 17 km. olan, ZOR bir parkurdur.
Maksimum Rakım : 2480 m.
Hangi mevsimde yapılır: Yaz ve Kış Dağcılığı olarak yapıldığı bilinmektedir.
Yol Yapısı :Patika ve kaya geçiş bölümlerinden oluşan parkurdan oluşmaktadır. 
Başlangıç Noktası : Pınargözü ve Beydili arasında ki adını bilmediğimiz geçit.
Bitiş Noktası :Pınargözü ve Beyedili arasında ki adını bilmediğimiz geçit
Su Kaynakları : Parkur üzerinde temiz su kaynağı yoktur. Ancak temizliğinden emin olamadığımız, eriyen kar sularının oluşturduğu akıntılar ve su birikintileri mevcuttur.   
Alış-Veriş Alanları : Alış-veriş imkanı yoktur. Son alış veriş imkanı Gebiz Kasabasında küçük süpermarket tarzında mevcuttur.
Konaklama : Çadır Kampı için uygun yayla düzlükleri vardır. 
DİKKAT!!! Herhangi bir kaza riskine karşılık kesinlikle en az iki kişi ile gidilmeli ve bir yakınınıza gideceğiniz konum bildirilmelidir!!!


Antalya - Pınargözü-1. Gün Kamp rotası ==>>
Kamp - Kasımlar 2. Gün Kamp rotası ==>>
Kasımlar Kanyonu yürüyüş rotası ==>>
Kasımlar - Kesme - Antalya ==>>




Google Maps Harita Görüntüsü



Powered by Wikiloc



GPS ve rota verilerini buradan indirerek daha detaylı inceleyebilirsiniz...

Başka bir rotada görüşmek üzere...

28 Nisan 2016 Perşembe

St. PAUL YOLU (ISPARTA-EĞİRDİR-KASIMLAR-KÖPRÜLÜ KANYON-ANTALYA)

Rotaları aşağıda paylaşılmış olan wikiloc sitesinden telefonunuza yada GPS cihazınıza yükleyerek daha detaylı inceleyebilirsiniz. Telefonunuza yüklemek için buradan yardım alabilirsiniz!!!

Kasımlar Köyünden Dedegül Dağı manzarası...

Geçtiğimiz Kış ayları dolayısıyla kamplardan oldukça uzak kalarak, kamp özlemini çekmekte idik. Tamdem bisiklet ile bir rota çalışması yaparak, eşlik edecek arkadaşların da katılımıyla bir planlama içerisinde idim. Ancak iki kişilik kamp malzemelerinde eksikliklerimizin olması ve bu rota için katılımcı arkadaşların bulunmaması nedeniyle, bu rotanın çocuklarla yapılması güvenli görünmüyordu. Dolayısıyla çalışmış olduğum rotadan vazgeçmeyerek 3 gün içerisinde tek başıma yapmaya karar veriyorum. 
St.Paul(Aziz Paul) rotası, Kate Clow tarafından işaretlenen ve Türkiye'nin Likya Yolundan sonra ki en uzun ikinci yürüyüş rotasıdır. Rota Antalya'dan Perge bölgesinden başlayarak, Eğirdir'den sonra, Yalvaç'a kadar iki koldan uzanmaktadır. Daha önce ki, Ant-030 rotamızda, bu parkurun bir kısmını geçmiştik. Gebiz Uçansu bölgesinden geçen kolu üzerinde de, farklı rotalarımızda defalarca geçmiş bulunmaktaydık. Köprülü Kanyon Bölgesinden geçerek, Adada Antik Kenti'nde birleşen kolu üzerinde ise, yine Köprülü Kanyon Bölgesinde ki rotalarımızla (Ant-053, Ant-055 gibi) büyük bir kısmını yapmış durumda idik. Ancak doğa güzellikleri ve yapısı ile, diğer bölgelerden farklılıklar gösteren, Adada Antik Kenti ile Çaltepe Köyü arasında ki bölgeyi de fazlasıyla merak ediyor ve bir an önce gidebilmek için uygun zaman kollamakta idik. 
Rota çalışmalarını yapıyor ve zamanı ayarlıyorum. Antalya'dan bu rota için otobüsle, iki türlü ulaşım imkanı bulunmaktadır. Bir tanesi Isparta'dan başlamak, diğeri ise Eğirdir'den başlamaktır. Eğirdir ilçesine giden otobüs saatlerinin uygun olmaması sebebiyle Isparta üzerinden başlamak uygun bir seçenek görünüyordu. Sabah 05:30 otobüsüyle Antalya'dan hereket ederek, 07:30 sularında Isparta'ya ulaşıyor ve hiç zaman kaybetmeden tura başlıyorum. Eğirdir ilçesine kadar çoğunlukla düz bir yolda 35 kilometre yol alıyorum. Isparta'yı çıkar çıkmaz uçsuz bucaksız elma bahçeleri arasında yolculuk başlıyor. Her yer bembeyaz elma çiçekleriyle kaplı. Bu bölgede yol çalışması da olduğu için neredeyse hiç durmuyorum. Zaten bu arada ki 35 kilometrelik mesafe de rotaya ekstradan katılmak zorunda kalınmış ve 2 saatlik bir zaman kaybına sebep olmuştu. Dolayısıyla etrafta Elma bahçeleri dışında çokta bir manzaranın olmayışıyla tempolu bir şekilde Eğirdir'e ulaşıyorum. Eğirdir Göl'ü kenarında kısa bir mola vererek, tempolu geçen 35 kilometrede kaybettiğim enerjiyi toparlamaya çalışıyorum. Çok fazla zaman kaybetmeden, su ve gerekli ihtiyaçlarımı yol üzerinden gidererek, Eğirdir'den ayrılıyorum. Aksu istikametine doğru ilerlemeye başlıyorum. Kısa bir süre sonra başlayan tatlı sert Ağıl Köy rampası ile keyifli bir rota başlamış oluyor. Etraf tamamen yemyeşil çimenlerle kaplı ve ineklerin otlandığı bir manzara da yol almaya devam ediyorum. Bu manzara Alpler bölgesinde ki turumuzu anımsatıyor. Yaklaşık olarak 6-7 kilometre devam ediyor. Ancak her dönemeçten sonra sanki bitecekmiş gibi duran tırmanış, beklediğimden daha uzun sürüyor. Ancak fazla dik olmadığı için oldukça keyifle yol alıyorum.  Yılanlı ve Pazar Köylerinden sonra Aksu Çayına ulaşıyor ve birlikte yol almaya başlıyoruz. Adının Aksu olduğuna bakmayın, aslında kapkara akan bir su. Tam emin olmamakla birlikte, bölgenin doğal yapısından dolayı bu renkte aktığını düşünüyorum. Etrafta ki toprak ve kayalıklarda kapkara. Her hangi bir sanayi atığı yada farklı yollarla bir kirlenme olsa idi, bazı taşlık bölgelerden geçtiği noktalarda köpürmeler olmalıydı. Ancak böyle bir durum da gözlemlemedim. Bir miktar kirlilik vardı ama onun da geçtiği yerleşim yerlerinden kaynaklanması doğaldı. Vadi içerisinde devam eden rota bir süre sonra değişmeyen bir yapıda devam etmeye başlıyor. Evet ortam çok güzel, hemen yanında akan ırmakla devam eden düz bir yol, yemyeşil yamaçlar ve etrafımı sarmalayan dev çınar ağaçları. Ancak bu manzara hiç değişmiyor. Ne sol tarafımda kalan Dedegül Dağı'nı, ne de karşımda duran Tota ve Sarp Dağlarını göremiyorum. Vadinin arasına sıkışmışçasına, her dönemeçten sonra aynı manzara ile karşı karşıya kalıyorum. Ayvalıpınar Köyüne kadar bu muhteşem doğa içerisinde devam ediyorum. Rota üzerinde bu köyü bir dönüm noktası olarak işaretlemiştim ve bu noktadan sonra iki türlü devam edebilecektim. Düz devam ederek 40 kilometre sonra, daha kısa sürede ama aynı doğa yapısı ile vadinin içerisinden Kasımlara ulaşabilirdim. Ya da sağa doğru tırmanışla devam ederek, biraz zorlu ve uzun bir yol ile Sipahiler ve Kuzca üzerinden Kasımlara ulaşabilirdim. Hiç tereddüt etmeden zorlu ama bol manzaralı olacağını tahmin ettiğim ikinci seçeneği tercih ederek, derhal tırmanışa başlıyorum. Sipahiler'e kadar zaman zaman sertleşen bir rampa ile yine bir vadinin içerisinden tırmanış devam ediyor. Ancak tepeye yaklaşıldığında ve Sipahiler'e ulaşıldığında manzara açılıyor ve  hem Dedegül Dağı, hemde Sarp Dağı manzarası yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. İstediğim ve yol almak istediğim manzara işte budur. Yolumun rampası eksik olmasın ama manzaradan da yoksun kalmasın. Tırmandıkça nefesim, baktıkça içim açılsın. 
Sipahiler Köyünden Ant-030 rotamızda da geçerek, köy meydanında ki kahvede mola vermiştik. Yine öğle yemek zamanına denk gelmesi ile, açık olan kahvede mola veriyor ve amcayla sohbet ediyoruz. Köylü halkından kimsenin olmadığı saatler olduğu için ocağın altı yanmıyordu. Hemen ateşleyerek ılık olan ocak suyunu kaynatıyor ve çayımızı demliyor. Çok fazla zaman kaybetmeyecek şekilde bir yandan öğle yemeğini atıştırırken bir yandan da, gideceğim rota hakkında bilgi almaya çalışıyorum. Kuzca'dan sonra başlayacak rampanın zorluğundan bahsediyor. Sonrasında tamamen inişle Kasımlar'a ulaşırsın diye devam ediyor. Uygun bir kamp alanı soruyorum. Google Eart üzerinden gördüğüm havuzdan bahsediyorum. Orasının ormanın yeri olduğunu ve belki bir bekçinin de orada olabileceğini söylüyor. Burası gün sonunda saatin ilerlemesi ile eğer geç kalacak olursam, planladığımdan daha öncesinde düşündüğüm bir kamp alanıdır. Kamp kurup kurmamayı bölgeye vardığımda zaman, ortam, manzara ve çevre şartlarına göre değerlendireceğim. Amcanın tatlı sohbeti ile birlikte, verdiği değerli bilgiler ışığında tekrar yola düşüyorum. İnişle başlayan yolum köy çıkışından sonra Sütçüler yol ayrımı ile birlikte tatlı bir tırmanışla devam ediyor. Kuzca Köyünden sonra sol tarafımda ki halen karlı zirvelere sahip Dedegül Dağı ve karşımda ağaçların arasından yükselen Tota Dağı ve arkadasın da ki Sarp Dağı manzaraları ile düz ovada ilerlemeye başlıyorum. Bir süre sonra hafif bir tırmanıştan sonra ulaştığım düz yeşillik bir alanda, sayılamayacak kadar çoğunlukta ki Yılkı Atı sürüleriyle karşılaşıyorum. Yola yakın olanlar beni gördüklerinde biraz ürkseler de, genel olarak yoldan geçenlere alışmış olmalılar. Durup fotoğraf almak istediğimde, yakın olanlar hemen koşarak uzaklaşmaya başlıyor. Dolayısıyla lensimin elverdiği kadar bir kaç fotoğraf çekebiliyorum. Sonrasında yine tamamen Ardıç ağaçları arasında tırmanışım devam ediyor. Ancak amcanın bahsettiği kadar sert ve yorucu değil. Üzerime günün yorgunluğu çöktüğü için, her virajdan sonra ki çıkan rampa biraz yıldırmaya başlasa da, aldığım keyiften ve mutluluğumdan alıkoyamıyor. Beklediğim ve merak ettiğim Ormanın bölgesine ulaşıyorum.  Dev Ardıç ve Çam ağaçları arasında akan çok güzel bir su kaynağı var. Ancak malesef beklediğim ve umut ettiğim manzaradan yoksun bir ortam. Ayrıca etrafta bolca Yılkı Atları olduğu için, gece boyunca bu su kaynağına sık sık su içmeye gelecekler ve rahat bir uyku uyumama izin vermeyeceklerdi. Buradan ayrılarak, ikinci olarak düşündüğüm noktaya doğru ilerliyorum. Bölgeye yaklaştığım sırada en yakın su kaynağından, akşam yemeği ve sabah kahvaltısında ihtiyacım olacak suyumu temin ediyorum. Asfalt yoldan sağa saparak 500 metre kadar ilerledikten sonra sırt bölgesinde bulunan noktaya ulaşıyorum. Yolun her iki tarafında da, düz kamp alanları görünmekte idi. Sırasıyla iki tarafı da derhal kontrol ediyorum. Bir tanesi toprak zemine sahip, ağaçların arasından manzaraya hakim, diğeri ise tamamen açık alana sahip ve eşsiz manzaraya karşılık, yemyeşil çimenlerle kaplı, çiçeklerin arasında bir kaç çadırın sığabileceği büyüklükte düz bir alana hakim idi. Tercihimi, ikinci noktadan yana kullanarak, hemen çadırı kuruyor ve yerleşiyorum. Çadırım iki kapılı, Husky'nin 3 kişilik Beast modelidir. Kapının bir tanesini Dedegül Dağı manzarasını, diğerini ise Sarp Dağı manzarasını görecek şekilde konumlandırıyorum. Her iki taraftan da istediğim ve düşlediğim manzaranın doya doya keyfine varacaktım. Henüz saat 18:00 sularında idi. Güneş henüz batmamıştı, ancak bulunduğum bölge Tota Dağının doğu yüzü olduğu için, güneşi artık göremiyordum. Güneş ışınlarının Sarp Dağı zirvelerinden yavaş yavaş süzülüşüne şahit oluyordum. Hava kararmadan, ortalık henüz aydınlık iken akşam yemeği faslını da ortadan kaldırmak üzere hazırlıklarımı yapıyorum. Sert plastik bir kabın içerisinde muhafaza ederek getirdiğim yumurta ile birlikte, kaşar peynirini eriterek, diğer erzaklarla birlikte katık ediyor ve öğünü geçiriyorum.  
Güneş battıktan sonra, gece karanlığında, Samanyolu ve yıldız kayması kombinasyonlu bir kaç güzel fotoğraf karesi yakalamayı umut ediyordum. Ancak henüz Dolunayın yeni ve gece boyunca gökyüzüne hakim olması ile, malesef fotoğraf hayallerim suya düşüyor. Bu hayallerimi bir başka tura erteliyor ve bu durumu da fırsat bilerek erkenden yatmaya karar veriyorum. Güneş ışıklarının tamamen kaybolması ile kuşlar da susmuş ve sadece bir kaç baykuşun sesleri kalmıştı. Üzerimi örten milyonlarca yıldızların seyri ile derin bir uykuya dalıyorum. Birden ne olduğunu anlamadığım bir nedenle uyanıyorum. Acaba sabah mı oldu diye saatimi kontrol ettiğimde henüz 01:30 olduğunu görüyorum. Bir süre sessiz ve hareketsiz kalarak ortamı dinlemeye başlıyorum. Çadırın yan tarafından bariz bir şekilde bir hayvanın nefes alıp verme seslerini duyuyorum. Hemen çadırın yanı başında idi. Duyabildiğim ve hissedebildiğim kadarıyla ne tür bir hayvan olduğunu anlamaya çalıştım. Hangi hayvan olduğunu anlayarak, hem tepkilerini ve hareketlerini tahmin edebilecek, hem de ona göre tedbir alacaktım. Nefes sesinden başka, ne bir hareketini hissedebildim, ne de ayak seslerini duyabildim. Dolayısıyla net olarak adını koyamasam da, iki ihtimal üzerinde yoğunlaşmıştım. Yılkı Atı olma ihtimali daha yüksek olsa da, domuz olma ihtimali de vardı. Böyle bir durumun olabileceğini bildiğim için, dışarıda uğraşabileceği ve karıştırabileceği herhangi bir yiyecek, poşet, çöp ve malzeme bırakmamıştım. Çadırın içerisinde de aynı şekilde, koku yapabilecek yiyecekleri poşetlere koymuş ve ağızlarını bağlamıştım. Dolayısıyla bu gibi ziyaretçilerin uğraşabileceği ve beni rahatsız edebileceği durumları minimuma indirmiştim. Net olarak derin derin aldığı 3 nefesini saydım. Sonrasında kesilen nefeslerle, uzun bir süre ortama sessizlik hakim oldu. Ne bir hareket ne de bir ayak sesi duyabilmiştim. Ta ki 10-15 dakika sonrasında, yükseklerden gelen taşların sesine kadar. Sanırım o sesler ziyaretime gelen misafire ait idi. Hem yuvarlanan taşların iriliğinden, hemde nefes şeklinden anladığım kadarıyla yüksek olasılıkla Yılkı Atı idi. At olma ihtimali biraz rahatlatıyor beni. Zaten ürkek olan bu hayvanların, insana yaklaşmaları ve zarar vermeleri nerede ise imkansızdı. Bu rahatlıkla kalkarak, çadırdan çıkıyor ve ışıkla etrafı kontrol ediyorum. Tedbiri elden bırakmadan, ışığı etrafta gezdirmeye başlıyorum. Uzaklaşan o ziyaretçiye rağmen, yakınımda olma ve beni izleme ihtimali olan başka bir çift göz var mı diye fenerle etrafı tarıyorum. Açık alanları ve kuytuda kalmayan bölgeleri net olarak ayın ışığı ile görebiliyordum. Gecenin sessizliğinden başka hiçbir şey yoktu etrafta. Baykuşların dahi sesi kesilmişti. Uzaklardan bir kaç kez daha bizim ziyaretçinin yuvarladığı taş seslerini duyabilmiştim. Şimdi asıl mesele bu tedirginlikle tekrardan uykuya dalabilmekte idi. Artık dikkat kesilerek sürekli dışarıda ki sesleri dinler olmuştum. Her sese bir anlam bindirmeye başlıyor ve kendi çıkardığım seslerden dahi rahatsız olmaya başlıyordum. Bu durum bir süre devam ettikten sonra, uyuyamayacağımı anlayarak bir çözüm bulmaya karar veriyorum. Kalkarak ışığı yakıyor ve bir süre çadırın içerisinde oturuyorum. Sonrasında telefondan müzik açarak, sesleri duymamaya çalışıyorum. Zaten yalnız olduğum çevrede rahatsız olacak kimse de olmadığı için sesi olağanca açıyorum. Böylece hem sesleri duymayacak, hem de bundan sonra gelebilecek bir ziyaretçi çadıra kadar yaklaşmayacak ve sesten ürkerek uzaklaşacaktı. Müzik beni oldukça rahatlatıyor ve sakinleştiriyor. Bir süre sonra müzik sesini beni rahatsız etmeyecek kadar kısarak, gecenin karanlığında yeni bir uykuya dalıyorum. Sabah erken kalkarak, güneşin doğuşunda ki ışığın sıcaklığını izlemek ve erken yol almak üzere saatimi 05:30 a kurmuştum. Henüz tan atmamış ve gökyüzü yıldızlarla kaplı idi. Çadırın üzerinde ki kalın örtüyü kaldırarak, sırt üstü yatıyor ve yıldızları izliyorum. Sol tarafımdan tan ağarmaya başladığında yıldızlarda yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor. İyi bir fotoğraf için beklediğim kızıllığı ve güneşin doğuşunda ki ışığı alamıyorum. Sadece anın güzelliğini yaşayarak toparlanmaya başlıyorum. İlerleyen saatlerde daha detaylı kahvaltı etmek üzere, sıcak bir çorba ile geçiştiriyorum. Telefonumun şarjı azalmış, fotoğraf makinası kırmızıya düşmüştü. Kasımlarda açık bir kahve bulabilmeyi ve orada kahvaltımı tamamlarken şarjlarımı doldurmayı umut ediyordum. Köy girişinde bir pansiyon görüyorum. Etrafa göz atıyorum ama kimseleri göremiyorum. Dolayısıyla şarj etmek içinde bu saatte kimseyi rahatsız etmeye gerek yoktu. Köy meydanına geldiğimde, henüz hiç bir hareket yoktu. Bir çay ocağı ve köy otobüslerini görüyordum. Ancak hepsi de kapalı idi. Meydan da ki Caminin yanında, camında ekmekleri görebildiğim fırını fark ediyorum. Kapısı açık ve içeride birisi vardı. Heyecanla hemen yöneliyorum ve içeride ki yaşlı amcayı görüyorum. Selam vererek telefonu şarj edebilmek için izin istiyorum. Geri çevirmiyor ve cihazları şarja takıyorum. Kahvaltı için hazırlık yaparak bir de sıcak ekmek alıyorum. Ağırdan alarak şarjların tamamlanmasını bekliyorum. Saat 08:30 sularında artık daha fazla beklemenin gereksiz olduğunu düşünerek, şarjların dolduğu kadarına razı oluyor ve yola koyuluyorum. Köyün hemen çıkışında Kasımlar Kanyonu manzarası karşılıyor. Oldukça etkileyici görünüyor. Keşke 1 gün daha zamanım olsaydı da bu kanyonu da daha yakından görebilseydim diye iç geçiriyorum. Hala inişe devam ederken, yolun devamında ki Hes ve yol çalışmalarını fark ediyorum, biraz tadım kaçıyor. Kamyonlar ortalığı toza dumana boğuyorlar. Bir süre uzaktan izliyor ve tozdan en az etkilenerek geçebilmenin yoluna bakıyorum. İki kamyon geçişi arasında oldukça bir zaman var ve bu esna da toz biraz dağılıyor. Tam bu anı kollayarak basıyorum pedala ve kaçamadığım tozdan bir miktar nasibimi alıyorum. En aşağı seviyeye indiğimde, Ayvalıpınar'dan ayrıldığım yola birleşerek devam ediyorum. Yine yeni bir vadinin içerisinde bu kez Köprüçay eşliğinde devam ediyorum yoluma. Burada ki ortam Aksu kıyısından daha güzel. En azından su daha renkli ve zaman zaman karşıdan Dumanlı Dağı manzarası eşlik ediyor. Uzun bir süre bu yolda ilerledim ama hiç sıkılmadan büyük bir keyifle pedalladım. Sonrasında karşılaştığım rampa da ise zevkle tırmanmaya başladım. Hava tam bisiklet havasıydı, hafiften esen serin rüzgar, yakmayan güneş ve tatlı rampalar. Kısa bir rampadan sonra inişe geçen yol ile biraz nefeslenmek üzere kısa bir mola veriyorum. Yolun sonunda karlı zirvelere sahip olan Dumanlı Dağı. Kesme Köyüne kadar devam eden iniş yolunda, karşıdan esen rüzgara karşılık pedallamak zorunda kalıyorum. Kesme girişinde yine kısa bir rampa ile köy meydanına ulaşıyorum. Köylü amcalarla sohbet eşliğinde çay molası veriyorum. Yolun devamında ki durum hakkında bilgi almaya çalışıyorum. Amcamın dediğine göre, bir süre indikten sonra oldukça dik bir rampa başlayacak ve "burada bisikleti elinde taşıyacaksın" diyor. Sağlık olsun amca, sonuçta o yolda bitecek elbet diyorum. Gerek bisikletle, gerekse yürüyerek. Önemli olan burada ki doğal güzellikleri görebilmek diyorum. Sonra yine yola koyuluyorum. Amcanın dediği gibi tatlı bir inişle yine rüzgara karşı pedal basmak zorunda kalıyorum. Sonra sağ tarafımda ki Sarp Dağından aşağıya doğru inen yolu fark ediyorum. Duruyor ve etraflıca inceliyorum. Evet bu yol, Google eart üzerinden defalarca incelediğim ve zirvesinden geçebilmenin hayalini kurduğum, Sütçüler tarafından gelerek, Beydili ve zirvedeki eski Beydili üzerinden geçen yol idi. Bisikletle bu yönden çıkabilmek oldukça zor görünüyordu. Ancak diğer taraftan gelerek muhakkak geçmem gereken bir rota olduğunun bir kez daha inancına varıyorum. Uzaktan görmekten ziyada, o rotayı da deneyimlemek gerekirdi. En kısa zamanda o parkurunda tamamlanması umuduyla yola devam ediyorum. Oldukça uzun bir süre inişle devam ediyorum. Artık karşıda ki, amcanın bahsettiği tırmanış bölümünü görebiliyordum. Evet oldukça kısa mesafede sert bir tırmanış görünüyordu. Sürekli pedal çevirerek kaslarımı ısıtıyor ve tırmanışa kendimi hazırlıyordum. Asfalt zeminde tatlı tatlı tırmanışa başlıyorum. Bir anda sertleşiyor ve ilk dönemeç de yol hemen bozularak toprak bir hal alıyor. Neredeyse bir karış toz toprak arasında, kaldım kalacağım savaşı vererek virajı geçmek üzere yükleniyorum pedallara. Zar zor inmeden başarıyorum geçebilmeyi. Bu durumlarda ve rampalarda bisikletten inmek ve durmak önemli değil. Aslında esas önemli olan, kasları soğutmadan tekrar kalkabilmektir. Hiç zaman kaybetmeden ve kaslar soğumadan hareket etmek gerekiyor. Kaslar soğuduğu anda, kalmak eziyete dönüşerek, kaslar tekrar ısınıncaya kadar yanmaya başlıyor. Zaman zaman oldukça sertleşse de bu viraj kadar hiç bir noktası zorlamıyor. Bisikletten inmeden rampayı tamamlamayı başarıyorum ve zirve de çok kısa bir mola vererek geride kalan yolu ve manzarayı izliyorum. Artık bundan sonrasında zorlu rampalar bitmiştir. Geride kalan tatlı rampalar ve çoğunlukla inişler vardır. Bundan sonrasında ki doğa defalarca geldiğim ve her seferinde ayrı bir keyif aldığım Köprülü Kanyon Bölgesine aittir artık. Sağ tarafımda zaman zaman görebildiğim Bozburun Dağı ve karşımda ki orman manzarası ile Çaltepe yol ayrımına ulaşıyorum. Aslında gönlüm Tazı Mevkiine giderek bu günü de orada kamp atarak geçirmek istiyor. Ancak bunun için zaman yeterli olmadığını düşünüyorum. Tazı bölgesinde, Kanyon manzarasına karşı kamp atmakta gerçekleştirmeyi düşündüğüm hayallerim arasında. Vermiş olduğum karar ve çizdiğim rotaya sadık kalarak Beşkonak bölgesine saat 16:00 sularında ulaşıyorum. Burada bulunan tesislerden akşam yemeği için ihtiyaçlarımı karşılayarak kamp alanı arayışına giriyorum. Tarihi Zerk Köprüsünden Karabük Köyü tarafına geçtikten sonra bulunan piknik alanı kamp için çok uygun bir bölge. Ancak burada elektrik bulunmuyor. Yakınında gözlemecilik yapan bir kaç kişi görüyor ve onların elektriklerinin olup olmadığını soruyorum. Olumsuz aldığım yanıtlara karşılık zaman kaybetmeden devam ediyorum. Rafting yaptıran tesislerin bir tanesinin, Köprüçay kıyısında ki beton zeminli düz bir alanı gözüme kestiriyorum. Tesisin elektriğinden faydalanabilecek ve Köprüçay manzaraları bir kamp kurmuş olacaktım. Ancak çadırı kuruyor ve iplerle, ağaç ve yerde ki demirlere sabitlememe rağmen, öyle şiddetli rüzgar var ki, neredeyse çadırın pollerini kırmak üzere. Bu şekilde sağlıklı bir kamp ve gece geçirmenin mümkün olmayacağını düşünerek, derhal çadırı tekrar katlıyor ve toparlanıyorum. Beton zeminden dolayı zaten içim de pek rahat değildi. Hem çadır yırtılabilir, hemde gece rahatsız ve soğuk olabilirdi. Kuytuda kalan daha uygun bir alan aramak üzere devam ediyorum. Real Rafting önüne geldiğimde, tesisin hemen yanında ki düz ve çimenlik alan gözüme hoş görünüyor ve yetkilerle görüşmek üzere tesise giriyorum. Tesis sahibi Akın karşılıyor beni ve başlıyor hoş bir sohbete. Kamp için müsade isteyerek yerleşmek istiyorum. Kendi evimde imiş gibi rahat etmemi ve dileğim yere kamp kurabileceğimi belirtiyor. Buradan tekrar sıcak karşılaması ve ilgileri için teşekkür ediyorum. Etrafı biraz kolaçan ederek daha uygun bir kamp alanı var mı kontrol ediyorum. İki noktayı gözüme kestiriyorum. Bir tanesi bu çimenlik alan, diğeri ise köprüçay kıyısında ki kumluk alan. Köprüçay kenarında ki bölge de tesis duvarlarının kuytusunda kaldığı için, hem daha az rüzgar alıyor, hemde Köprüçay'ın hemen kıyısında idi. Buraya yerleşiyor ve çadırımı kuruyorum. Hava serinlemeden ve karanlığa kalmadan, hemen bir duş alarak rahatlıyorum. Akın'ın ise, hazır olan yemek daveti ise duyduğum ve karşılaştığım en güzel haber oluyor. Birlikte yediğimiz akşam yemeğinden sonra, kuzenlerinin düğünlerine gitmek üzere tesisi bana bırakarak ayrılıyorlar. Yine fotoğraf alabileceğim bir ortam ve hava olmadığı için, erkenden yatarak rahat bir gece ile birlikte güzel bir uyku çekiyorum. Ertesi günün sabahında erkenden kampı topluyor ve kahvaltımı yapıyorum. Yolum uzun ve sıcak bir gün olacağını tahmin ediyorum. Öğleden sonra 4-5 gibi Antalya da olacağımı düşünüyorum. Ve dönüyor tekrar pedallar asfalt yolda, Köprülü Kanyonun büyüleyici doğasında ve Köprüçay kıyısında...
Beklediğimden daha kısa bir zamanda Aspendos Antik Tiyatrosunu ulaşıyorum. 4 saatlik pedal çevirmeden sonra Serik ilçesine ulaştığımda ise saat henüz 11 idi. Serik'te öyle yemek molası verip meşhur Çınaraltı'nda bir çorba içmayi düşünüyordum. Ancak saatin henüz erken olması ve henüz açıkmamış olmam ile nonstop yola devam ediyorum. Hava beklediğimin aksine parçalı bulutlu ve  çok güzeldi. Serin bir havada çevrilen pedalla birlikte 1,5 saatte Serik'ten Antalya'ya giriyorum.
 Doyumsuz heyecan ve macera ile geçen güzel bir turu daha geride bırakıyorum. 



Eğirdir Gölü

Eğirdir Gölü

Eğirdir

Ayvalıpınar Çocukları

Sipahiler

Aksu Çayı

Kuzca'dan Tota Dağı

Yılkı Atları

Tota Dağından Dedegül Dağı



Tota Dağından Dedegül Dağı

Tota Dağından Dedegül Dağı

Sarp Dağı Manzarası

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar'dan Dedegül Dağı


Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar Köy Meydanı

Kasımlar Kanyonu

Kasımlar Kanyonu

Köprüçay /Kasımlar

Köprüçay / Kasımlar



Dumanlı Dağı Manzarası

Dumanlı Dağı Manzarası

Kesme Köyü

Kesme Köyü

Kesme Kanyonu


Sarp Dağı yamaçlarında Eski Beydili

Yeşilbağ


Köprülü Kanyon kayaları

Zerk Köprüsü / Köprülü Kanyon

Köprüçay / Köprülü Kanyon

Köprülü Kanyon

Karabük Köprüsü

Köprülü Kanyon

Aspendos Su Kemerleri


Zorluk Derecesi :Toplamda 278 km. olan, ORTAZOR bir parkurdur.
Maksimum Rakım :Bisikletle çıkılan maksimum rakım 1576 metredir.
Toplam Tırmanış: Bisikletle çıkılan toplam tırmanış 3437 metredir. 
Hangi mevsimde yapılır: Kış ayları ve yağışlı havalar haricinde(keyif alıyorsanız yağışlı havalarda dahil)  her zaman yapılabilir.
Bisiklet Seçimi : Her tür bisiklet için uygundur.
Yol Yapısı :Tamamına yakını asfalt parkurdur. 
Başlangıç Noktası : Isparta Otogar.
Bitiş Noktası :Antalya Merkez.
Su Kaynakları : Doğa yapısı itibariyle bol su kaynaklarının olduğu bir bölgedir. Ancak mevsim durumuna göre dikkatli olmakta fayda vardır.
Alış-Veriş Alanları : Yol üzerinde ki köylerde, alışveriş imkanı kısıtlıdır.   
Konaklama : Kamp için uygun bölgeler mevcut ise de güvenlik tedbirleri almakta fayda vardır. 
DİKKAT!!! Herhangi bir kaza riskine karşılık kesinlikle en az iki kişile gidiniz ve bir yakınınıza gideceğiniz konumu bildiriniz!!!

Google Maps Harita Görüntüsü


Powered by Wikiloc
Wikiloc Harita görüntüsü


GPS ve rota verilerini buradan indirerek daha detaylı inceleyebilirsiniz...

GPS ve rota verilerini üye olmadan DROPBOX üzerinden buradan indirebilirsiniz.

Başka bir rotada görüşmek üzere...

Sevgiyle Pedalla ...