İŞİNİZE YARAYABİLİR TIKLAYINIZ! .mail: info@yabanhikayesi.com
HARİTALAR
Wikiloc : bisikletrotalari

Yayınlar, fotoğraflar ve içerikler izinsiz kullanılamaz!!!
Beşkonak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşkonak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2017 Cumartesi

KÖPRÜLÜ KANYON (BİLGELİK VADİSİ, GELİN KAVAĞI, DEĞİRMENÖZÜ,SELGE)

Tazı (Bilgelik) Kanyonu

KÖPRÜLÜ KANYONDA HIZLI BİR KEŞİF

Gezmekle bitiremediğimiz ve doğasına doyamadığımız Köprülü Kanyon Bölgesinde bir keşif gezisine daha çıkıyoruz. Daha önce Halil ile birlikte, şehirde Bilgelik Vadisi, yerelde ise Tazı Kanyonu olarak bilinen Kanyon kayalıklarına, tarihi Zerk Köprüsünden başlayarak yürümüştük. Bu keşif gezimize İzmir'den gelen Alicem'in de katılmasıyla daha çok yer görmek ve yeni yerler keşfedebilmek üzere hızlı bir tur planı yapıyoruz. Bir güne sığdırabildiğimiz kadar çok yer görmek üzere hazırlanıyoruz. Bu gezimizde ilk defa gideceğimiz bazı bölgelere ilerleyen zamanlarda bisiklet ve yürüyüş rotaları planlayarak gelebilmeyi hedefliyoruz. 

TAZI (BİLGELİK) KANYONU

Güneşin doğuşunu Tazı Mevkiinde karşılamak üzere sabahın köründe 05:30 sularında hareket ederek 2 saatlik yolculuk sonunda, tan atarken aracımızı terk ederek yürüyüşe başlıyoruz. 2 kilometrelik bir yürüş sonunda kanyon kayalıklarına ulaşarak, kızıla boyanan gökyüzünün büyüleyici manzarası ile adeta sarhoş oluyoruz. Güneşin doğuşu, malesef dumanlı dağlarının heybeti ile gecikiyor. Önümüzde ki güne zar zor sığacak gezi planımıza sadık kalabilmek adına, güneşi beklemeden ayrılmak zorunda kalıyoruz. Geziler Köyü üzerinden Çaltepe'ye doğru yolculuğumuz devam ediyor. Ballıbucak-Çaltepe yolu asfaltına çıktığımızda sola Ballıbucak yönüne yaklaşık 2 kilometre devam ederek aracımızı bırakıyoruz.

Tazı (Bilgelik) Kanyonu


GELİN KAVAĞI ŞELALESİ

Sola ormanın için devam eden yol oldukça bozuk ve normal araçlarla ilerlemek neredeyse imkansız. Yolu takip ederek orman içerisinden Şelalenin sesini duyana kadar ilerliyoruz. Şelalenin sesi uzaklardan duyulabilmektedir, ancak en yakın ve şelale hizasında olduğumuzu hissettiğimiz anda sağ tarafımızda ki ağaçların arasından aşağıya devam eden patikaların peşine düşüyoruz. Kısa bir süre ilerledikten sonra derede ki suya ulaşıyoruz. Derede ki, su sesinden şelaleyi duyamaz ve hissedemez oluyoruz. Artık içgüdüsel hareket ederek şelaleyi bulmaya çalışacağız.

Ha bu arada, burada böyle bir şelale olduğunu nereden çıkartıyor ve biliyoruz? Kim bilir belki de burada bir şelale hiç yoktur. Google Earth üzerinde bölgeyi incelerken, burada işaretlenmiş bir şelale fotoğrafını görmüştüm. Konum olarak bu bölgeye eklenmişti. Ancak uygulamaya eklenen bazı fotoğrafların konum bilgileri yanlış olabilmekteydi. Fakat doğru ise kendi adımıza güzel bir keşif olacaktı. Burada güzel bir şelale ve ortamın olduğu inancı ile hareket ederek ümidimizi yitirmiyor ve suyun aktığı yöne doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Alicem ile Halil fotoğraf çekimine dalarak geride kalıyorlar. Ağaçların arasından kısa bir yürüyüş sonunda şansımız gülüyor ve buradaki eşsiz güzellikteki şelaleyi buluyoruz. Şelale suyu çok fazla değildi. Daha sonradan Erdinç'ten öğrendiğime göre, İlkbahar sonunda su azalarak, çoğunlukla yazın Şelale suyu kesilmekte imiş. İlk bahar da Antalya'nın sıcaklarının başladığı günlerde kesinlikle doyumsuz ve müthiş bir ortam olacaktır.
 
Gelin Kavağı Şelalesi

ÇALTEPE KÖYÜ

Kısa bir fotoğraf çekimi ve şelale seyrinden sonra hareket ederek aracımıza ulaşıyoruz. Köprüçay kıyısına yerleşmiş olan Çaltepe Köyüne saparak kısa bir köy gezisi yapıyoruz. Genç nüfusun çoğunun göçüp gittiği köyde, yaşadıkları bölgenin kıymetini bilen bir kaç yaşlı amca ile sohbet ettikten sonra köyden ayrılıyoruz.

Çaltepe Köyü


KAYA MEZARI (MAĞRAP)

Bir kez daha, Google Earth üzerinde ki araştırmalarımda karşılaştığım bir kaya mezarı fotoğrafının peşine düşüyoruz. Değirmenözü Köyünden bir kaç kilometre önce, yolun solunda bulunan Değirmenözü Kanyonunda bulunan ve Pamfilya (Pamphylia) zamanından kalma bir kaya mezarıdır. Aracımızı yol kenarına bırakarak Kanyona doğru yürüyoruz. Bir çok noktada yol suya doğru ve kayalara doğru ayrılarak devam etmekte idi. Biz önce kayaların tepesine ve sonra da arkasına geçiyoruz. Mezarın nerede olduğunu bilmediğimiz için, Kayaların tepesinden karşı kayalıkları rahat inceleyebilecek ve görebilecektik. Ancak hiçbir iz ve görüntüye rastlayamıyoruz. Kayalıklardan inerek arka tarafa dolanıyor ve oralarda arıyoruz. Ama nafile, malesef hala göremiyoruz. Kayaların arka tarafından biraz  suya doğru inerek gözlemeye çalışsak ta başarılı olamıyoruz. Kaya Mezardan ümidimizi kesip kanyonun güzel manzarası ile yetiniyoruz.
Kanyonu geride bırakıp Değirmenözü Köyüne, Köprüçay'ın bir bölümünün çıktığı su kaynağını keşfe doğru devam ediyoruz. Dönüş yolunda bulamadığımız kaya mezarı için üzgün üzgün kanyon kayalıklarını izlerken gözüme takılıyor mezarın olduğu kayalıkların aşınmış sarı renkleri. Hemen Halil'e durmasını ve geri geri gelmesini rica ediyorum. Sanırım Kaya Mezarını görmüştüm ve bulmuştuk. Geri geri gelerek incelediğimizde, evet evet gördüğüm kesinlikle Kaya Mezarı idi. Ancak zaman ilerlemişti ve gidip yakından incelemek konusunda tereddüt etmiştim. Alicem ve Halil'in, gelmişken gidelim, yakından inceleyelim isteği ile hızlı hareket ederek hemen yaklaşıyoruz. Kaya Mezara ulaşmak oldukça zor idi. Erdinç'ten öğrendiğimiz kadarıyla, yerel halk arasında Mağrap, Cavır(Gavur) Mezarı olarak da bilinen bir bölge imiş. Oldukça ihtişamlı ve zor ulaşılabilen bir noktaya inşa edildiğine şahit oluyoruz. Bir noktaya kadar kayalara tutunarak ilerlemek mümkün olabiliyor. Sonrasında ise ne zaman konulduğuna emin olamadığımız ip merdiven ve hemen yanında ki emniyet ipine ulaşıyorum. Her ne kadar çıkma isteği ve arzusuna kapılsam da, arkadaşların ısrarı ile, gerekli donanımlar ile tekrar gelebilmek umuduyla bölgeden uzaklaşıyoruz.

Kaya Mezarı (Değirmenözü)

Kaya Mezarı (Değirmenözü)


KESTANELİK

Tekrar Çaltepe Köyü yolunu takip ederek Selge Antik Kentine çeviriyoruz rotamızı. Ancak Kestanelik bölgesine geldiğimizde yavaş yavaş başlayan karlı zemin, yükseldikçe tehlikeli bir hal almaya başlıyor. Yolumuzu kesen koyunlarla birlikte çoban arkadaşın yanına yaklaşarak, yol hakkında bilgi almak istiyoruz. Kısa bir sohbetten sonra, yolun Delisarnıç'tan sonra kapalı olduğunu ve Selge tarafına hiçbir araç geçişinin olmadığını anlatıyor. Kuzeyde kalan bazı bölgelerde ki karların hala erimediğini ve buz tutmuş olduğundan bahsediyor. Malesef geri dönmek zorunda kalıyor ve Beşkonak üzerinden Selge'ye çıkmak üzere hareket ediyoruz.

SELGE

Zerk Köprüsünden geçerek 11 kilometre tırmanarak Selge (Altınkaya) Köyüne ulaşıyoruz. Köyün hemen girişinde dikkat çeken devasa büyüklükte ki Antik Tiyatro hemen göze çarpıyor. Manzaranın ve köyün tamamına hakim bir noktaya konumlandırılmış, oldukça ihtişamlı bir yapı. Antik tiyatronun arka tarafında ilerlemeye devam ettikçe, etrafa yayılmış olan tarihi kalıntılar oldukça büyüleyici bir ortam sağlamakta.

Tazı (Bilgelik) Kanyonu

Tazı (Bilgelik) Kanyonu


Gaziler Köyü

Gelin Kavağı Şelalesi

Gelin Kavağı Şelalesi

Gelin Kavağı Şelalesi

Gelin Kavağı Şelalesi'nden Bozburun Dağı manzarası

Çaltepe Köyü

Çaltepe Köyü

Değirmenözü

Değirmenözü

Değirmenözü

Kaya Mezarı (Değirmenözü)

Zerk Köprüsü (Beşkonak)

Selge(Altınkaya) Köyü

Selge Köyü




Powered by Wikiloc

28 Nisan 2016 Perşembe

St. PAUL YOLU (ISPARTA-EĞİRDİR-KASIMLAR-KÖPRÜLÜ KANYON-ANTALYA)

Rotaları aşağıda paylaşılmış olan wikiloc sitesinden telefonunuza yada GPS cihazınıza yükleyerek daha detaylı inceleyebilirsiniz. Telefonunuza yüklemek için buradan yardım alabilirsiniz!!!

Kasımlar Köyünden Dedegül Dağı manzarası...

Geçtiğimiz Kış ayları dolayısıyla kamplardan oldukça uzak kalarak, kamp özlemini çekmekte idik. Tamdem bisiklet ile bir rota çalışması yaparak, eşlik edecek arkadaşların da katılımıyla bir planlama içerisinde idim. Ancak iki kişilik kamp malzemelerinde eksikliklerimizin olması ve bu rota için katılımcı arkadaşların bulunmaması nedeniyle, bu rotanın çocuklarla yapılması güvenli görünmüyordu. Dolayısıyla çalışmış olduğum rotadan vazgeçmeyerek 3 gün içerisinde tek başıma yapmaya karar veriyorum. 
St.Paul(Aziz Paul) rotası, Kate Clow tarafından işaretlenen ve Türkiye'nin Likya Yolundan sonra ki en uzun ikinci yürüyüş rotasıdır. Rota Antalya'dan Perge bölgesinden başlayarak, Eğirdir'den sonra, Yalvaç'a kadar iki koldan uzanmaktadır. Daha önce ki, Ant-030 rotamızda, bu parkurun bir kısmını geçmiştik. Gebiz Uçansu bölgesinden geçen kolu üzerinde de, farklı rotalarımızda defalarca geçmiş bulunmaktaydık. Köprülü Kanyon Bölgesinden geçerek, Adada Antik Kenti'nde birleşen kolu üzerinde ise, yine Köprülü Kanyon Bölgesinde ki rotalarımızla (Ant-053, Ant-055 gibi) büyük bir kısmını yapmış durumda idik. Ancak doğa güzellikleri ve yapısı ile, diğer bölgelerden farklılıklar gösteren, Adada Antik Kenti ile Çaltepe Köyü arasında ki bölgeyi de fazlasıyla merak ediyor ve bir an önce gidebilmek için uygun zaman kollamakta idik. 
Rota çalışmalarını yapıyor ve zamanı ayarlıyorum. Antalya'dan bu rota için otobüsle, iki türlü ulaşım imkanı bulunmaktadır. Bir tanesi Isparta'dan başlamak, diğeri ise Eğirdir'den başlamaktır. Eğirdir ilçesine giden otobüs saatlerinin uygun olmaması sebebiyle Isparta üzerinden başlamak uygun bir seçenek görünüyordu. Sabah 05:30 otobüsüyle Antalya'dan hereket ederek, 07:30 sularında Isparta'ya ulaşıyor ve hiç zaman kaybetmeden tura başlıyorum. Eğirdir ilçesine kadar çoğunlukla düz bir yolda 35 kilometre yol alıyorum. Isparta'yı çıkar çıkmaz uçsuz bucaksız elma bahçeleri arasında yolculuk başlıyor. Her yer bembeyaz elma çiçekleriyle kaplı. Bu bölgede yol çalışması da olduğu için neredeyse hiç durmuyorum. Zaten bu arada ki 35 kilometrelik mesafe de rotaya ekstradan katılmak zorunda kalınmış ve 2 saatlik bir zaman kaybına sebep olmuştu. Dolayısıyla etrafta Elma bahçeleri dışında çokta bir manzaranın olmayışıyla tempolu bir şekilde Eğirdir'e ulaşıyorum. Eğirdir Göl'ü kenarında kısa bir mola vererek, tempolu geçen 35 kilometrede kaybettiğim enerjiyi toparlamaya çalışıyorum. Çok fazla zaman kaybetmeden, su ve gerekli ihtiyaçlarımı yol üzerinden gidererek, Eğirdir'den ayrılıyorum. Aksu istikametine doğru ilerlemeye başlıyorum. Kısa bir süre sonra başlayan tatlı sert Ağıl Köy rampası ile keyifli bir rota başlamış oluyor. Etraf tamamen yemyeşil çimenlerle kaplı ve ineklerin otlandığı bir manzara da yol almaya devam ediyorum. Bu manzara Alpler bölgesinde ki turumuzu anımsatıyor. Yaklaşık olarak 6-7 kilometre devam ediyor. Ancak her dönemeçten sonra sanki bitecekmiş gibi duran tırmanış, beklediğimden daha uzun sürüyor. Ancak fazla dik olmadığı için oldukça keyifle yol alıyorum.  Yılanlı ve Pazar Köylerinden sonra Aksu Çayına ulaşıyor ve birlikte yol almaya başlıyoruz. Adının Aksu olduğuna bakmayın, aslında kapkara akan bir su. Tam emin olmamakla birlikte, bölgenin doğal yapısından dolayı bu renkte aktığını düşünüyorum. Etrafta ki toprak ve kayalıklarda kapkara. Her hangi bir sanayi atığı yada farklı yollarla bir kirlenme olsa idi, bazı taşlık bölgelerden geçtiği noktalarda köpürmeler olmalıydı. Ancak böyle bir durum da gözlemlemedim. Bir miktar kirlilik vardı ama onun da geçtiği yerleşim yerlerinden kaynaklanması doğaldı. Vadi içerisinde devam eden rota bir süre sonra değişmeyen bir yapıda devam etmeye başlıyor. Evet ortam çok güzel, hemen yanında akan ırmakla devam eden düz bir yol, yemyeşil yamaçlar ve etrafımı sarmalayan dev çınar ağaçları. Ancak bu manzara hiç değişmiyor. Ne sol tarafımda kalan Dedegül Dağı'nı, ne de karşımda duran Tota ve Sarp Dağlarını göremiyorum. Vadinin arasına sıkışmışçasına, her dönemeçten sonra aynı manzara ile karşı karşıya kalıyorum. Ayvalıpınar Köyüne kadar bu muhteşem doğa içerisinde devam ediyorum. Rota üzerinde bu köyü bir dönüm noktası olarak işaretlemiştim ve bu noktadan sonra iki türlü devam edebilecektim. Düz devam ederek 40 kilometre sonra, daha kısa sürede ama aynı doğa yapısı ile vadinin içerisinden Kasımlara ulaşabilirdim. Ya da sağa doğru tırmanışla devam ederek, biraz zorlu ve uzun bir yol ile Sipahiler ve Kuzca üzerinden Kasımlara ulaşabilirdim. Hiç tereddüt etmeden zorlu ama bol manzaralı olacağını tahmin ettiğim ikinci seçeneği tercih ederek, derhal tırmanışa başlıyorum. Sipahiler'e kadar zaman zaman sertleşen bir rampa ile yine bir vadinin içerisinden tırmanış devam ediyor. Ancak tepeye yaklaşıldığında ve Sipahiler'e ulaşıldığında manzara açılıyor ve  hem Dedegül Dağı, hemde Sarp Dağı manzarası yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. İstediğim ve yol almak istediğim manzara işte budur. Yolumun rampası eksik olmasın ama manzaradan da yoksun kalmasın. Tırmandıkça nefesim, baktıkça içim açılsın. 
Sipahiler Köyünden Ant-030 rotamızda da geçerek, köy meydanında ki kahvede mola vermiştik. Yine öğle yemek zamanına denk gelmesi ile, açık olan kahvede mola veriyor ve amcayla sohbet ediyoruz. Köylü halkından kimsenin olmadığı saatler olduğu için ocağın altı yanmıyordu. Hemen ateşleyerek ılık olan ocak suyunu kaynatıyor ve çayımızı demliyor. Çok fazla zaman kaybetmeyecek şekilde bir yandan öğle yemeğini atıştırırken bir yandan da, gideceğim rota hakkında bilgi almaya çalışıyorum. Kuzca'dan sonra başlayacak rampanın zorluğundan bahsediyor. Sonrasında tamamen inişle Kasımlar'a ulaşırsın diye devam ediyor. Uygun bir kamp alanı soruyorum. Google Eart üzerinden gördüğüm havuzdan bahsediyorum. Orasının ormanın yeri olduğunu ve belki bir bekçinin de orada olabileceğini söylüyor. Burası gün sonunda saatin ilerlemesi ile eğer geç kalacak olursam, planladığımdan daha öncesinde düşündüğüm bir kamp alanıdır. Kamp kurup kurmamayı bölgeye vardığımda zaman, ortam, manzara ve çevre şartlarına göre değerlendireceğim. Amcanın tatlı sohbeti ile birlikte, verdiği değerli bilgiler ışığında tekrar yola düşüyorum. İnişle başlayan yolum köy çıkışından sonra Sütçüler yol ayrımı ile birlikte tatlı bir tırmanışla devam ediyor. Kuzca Köyünden sonra sol tarafımda ki halen karlı zirvelere sahip Dedegül Dağı ve karşımda ağaçların arasından yükselen Tota Dağı ve arkadasın da ki Sarp Dağı manzaraları ile düz ovada ilerlemeye başlıyorum. Bir süre sonra hafif bir tırmanıştan sonra ulaştığım düz yeşillik bir alanda, sayılamayacak kadar çoğunlukta ki Yılkı Atı sürüleriyle karşılaşıyorum. Yola yakın olanlar beni gördüklerinde biraz ürkseler de, genel olarak yoldan geçenlere alışmış olmalılar. Durup fotoğraf almak istediğimde, yakın olanlar hemen koşarak uzaklaşmaya başlıyor. Dolayısıyla lensimin elverdiği kadar bir kaç fotoğraf çekebiliyorum. Sonrasında yine tamamen Ardıç ağaçları arasında tırmanışım devam ediyor. Ancak amcanın bahsettiği kadar sert ve yorucu değil. Üzerime günün yorgunluğu çöktüğü için, her virajdan sonra ki çıkan rampa biraz yıldırmaya başlasa da, aldığım keyiften ve mutluluğumdan alıkoyamıyor. Beklediğim ve merak ettiğim Ormanın bölgesine ulaşıyorum.  Dev Ardıç ve Çam ağaçları arasında akan çok güzel bir su kaynağı var. Ancak malesef beklediğim ve umut ettiğim manzaradan yoksun bir ortam. Ayrıca etrafta bolca Yılkı Atları olduğu için, gece boyunca bu su kaynağına sık sık su içmeye gelecekler ve rahat bir uyku uyumama izin vermeyeceklerdi. Buradan ayrılarak, ikinci olarak düşündüğüm noktaya doğru ilerliyorum. Bölgeye yaklaştığım sırada en yakın su kaynağından, akşam yemeği ve sabah kahvaltısında ihtiyacım olacak suyumu temin ediyorum. Asfalt yoldan sağa saparak 500 metre kadar ilerledikten sonra sırt bölgesinde bulunan noktaya ulaşıyorum. Yolun her iki tarafında da, düz kamp alanları görünmekte idi. Sırasıyla iki tarafı da derhal kontrol ediyorum. Bir tanesi toprak zemine sahip, ağaçların arasından manzaraya hakim, diğeri ise tamamen açık alana sahip ve eşsiz manzaraya karşılık, yemyeşil çimenlerle kaplı, çiçeklerin arasında bir kaç çadırın sığabileceği büyüklükte düz bir alana hakim idi. Tercihimi, ikinci noktadan yana kullanarak, hemen çadırı kuruyor ve yerleşiyorum. Çadırım iki kapılı, Husky'nin 3 kişilik Beast modelidir. Kapının bir tanesini Dedegül Dağı manzarasını, diğerini ise Sarp Dağı manzarasını görecek şekilde konumlandırıyorum. Her iki taraftan da istediğim ve düşlediğim manzaranın doya doya keyfine varacaktım. Henüz saat 18:00 sularında idi. Güneş henüz batmamıştı, ancak bulunduğum bölge Tota Dağının doğu yüzü olduğu için, güneşi artık göremiyordum. Güneş ışınlarının Sarp Dağı zirvelerinden yavaş yavaş süzülüşüne şahit oluyordum. Hava kararmadan, ortalık henüz aydınlık iken akşam yemeği faslını da ortadan kaldırmak üzere hazırlıklarımı yapıyorum. Sert plastik bir kabın içerisinde muhafaza ederek getirdiğim yumurta ile birlikte, kaşar peynirini eriterek, diğer erzaklarla birlikte katık ediyor ve öğünü geçiriyorum.  
Güneş battıktan sonra, gece karanlığında, Samanyolu ve yıldız kayması kombinasyonlu bir kaç güzel fotoğraf karesi yakalamayı umut ediyordum. Ancak henüz Dolunayın yeni ve gece boyunca gökyüzüne hakim olması ile, malesef fotoğraf hayallerim suya düşüyor. Bu hayallerimi bir başka tura erteliyor ve bu durumu da fırsat bilerek erkenden yatmaya karar veriyorum. Güneş ışıklarının tamamen kaybolması ile kuşlar da susmuş ve sadece bir kaç baykuşun sesleri kalmıştı. Üzerimi örten milyonlarca yıldızların seyri ile derin bir uykuya dalıyorum. Birden ne olduğunu anlamadığım bir nedenle uyanıyorum. Acaba sabah mı oldu diye saatimi kontrol ettiğimde henüz 01:30 olduğunu görüyorum. Bir süre sessiz ve hareketsiz kalarak ortamı dinlemeye başlıyorum. Çadırın yan tarafından bariz bir şekilde bir hayvanın nefes alıp verme seslerini duyuyorum. Hemen çadırın yanı başında idi. Duyabildiğim ve hissedebildiğim kadarıyla ne tür bir hayvan olduğunu anlamaya çalıştım. Hangi hayvan olduğunu anlayarak, hem tepkilerini ve hareketlerini tahmin edebilecek, hem de ona göre tedbir alacaktım. Nefes sesinden başka, ne bir hareketini hissedebildim, ne de ayak seslerini duyabildim. Dolayısıyla net olarak adını koyamasam da, iki ihtimal üzerinde yoğunlaşmıştım. Yılkı Atı olma ihtimali daha yüksek olsa da, domuz olma ihtimali de vardı. Böyle bir durumun olabileceğini bildiğim için, dışarıda uğraşabileceği ve karıştırabileceği herhangi bir yiyecek, poşet, çöp ve malzeme bırakmamıştım. Çadırın içerisinde de aynı şekilde, koku yapabilecek yiyecekleri poşetlere koymuş ve ağızlarını bağlamıştım. Dolayısıyla bu gibi ziyaretçilerin uğraşabileceği ve beni rahatsız edebileceği durumları minimuma indirmiştim. Net olarak derin derin aldığı 3 nefesini saydım. Sonrasında kesilen nefeslerle, uzun bir süre ortama sessizlik hakim oldu. Ne bir hareket ne de bir ayak sesi duyabilmiştim. Ta ki 10-15 dakika sonrasında, yükseklerden gelen taşların sesine kadar. Sanırım o sesler ziyaretime gelen misafire ait idi. Hem yuvarlanan taşların iriliğinden, hemde nefes şeklinden anladığım kadarıyla yüksek olasılıkla Yılkı Atı idi. At olma ihtimali biraz rahatlatıyor beni. Zaten ürkek olan bu hayvanların, insana yaklaşmaları ve zarar vermeleri nerede ise imkansızdı. Bu rahatlıkla kalkarak, çadırdan çıkıyor ve ışıkla etrafı kontrol ediyorum. Tedbiri elden bırakmadan, ışığı etrafta gezdirmeye başlıyorum. Uzaklaşan o ziyaretçiye rağmen, yakınımda olma ve beni izleme ihtimali olan başka bir çift göz var mı diye fenerle etrafı tarıyorum. Açık alanları ve kuytuda kalmayan bölgeleri net olarak ayın ışığı ile görebiliyordum. Gecenin sessizliğinden başka hiçbir şey yoktu etrafta. Baykuşların dahi sesi kesilmişti. Uzaklardan bir kaç kez daha bizim ziyaretçinin yuvarladığı taş seslerini duyabilmiştim. Şimdi asıl mesele bu tedirginlikle tekrardan uykuya dalabilmekte idi. Artık dikkat kesilerek sürekli dışarıda ki sesleri dinler olmuştum. Her sese bir anlam bindirmeye başlıyor ve kendi çıkardığım seslerden dahi rahatsız olmaya başlıyordum. Bu durum bir süre devam ettikten sonra, uyuyamayacağımı anlayarak bir çözüm bulmaya karar veriyorum. Kalkarak ışığı yakıyor ve bir süre çadırın içerisinde oturuyorum. Sonrasında telefondan müzik açarak, sesleri duymamaya çalışıyorum. Zaten yalnız olduğum çevrede rahatsız olacak kimse de olmadığı için sesi olağanca açıyorum. Böylece hem sesleri duymayacak, hem de bundan sonra gelebilecek bir ziyaretçi çadıra kadar yaklaşmayacak ve sesten ürkerek uzaklaşacaktı. Müzik beni oldukça rahatlatıyor ve sakinleştiriyor. Bir süre sonra müzik sesini beni rahatsız etmeyecek kadar kısarak, gecenin karanlığında yeni bir uykuya dalıyorum. Sabah erken kalkarak, güneşin doğuşunda ki ışığın sıcaklığını izlemek ve erken yol almak üzere saatimi 05:30 a kurmuştum. Henüz tan atmamış ve gökyüzü yıldızlarla kaplı idi. Çadırın üzerinde ki kalın örtüyü kaldırarak, sırt üstü yatıyor ve yıldızları izliyorum. Sol tarafımdan tan ağarmaya başladığında yıldızlarda yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor. İyi bir fotoğraf için beklediğim kızıllığı ve güneşin doğuşunda ki ışığı alamıyorum. Sadece anın güzelliğini yaşayarak toparlanmaya başlıyorum. İlerleyen saatlerde daha detaylı kahvaltı etmek üzere, sıcak bir çorba ile geçiştiriyorum. Telefonumun şarjı azalmış, fotoğraf makinası kırmızıya düşmüştü. Kasımlarda açık bir kahve bulabilmeyi ve orada kahvaltımı tamamlarken şarjlarımı doldurmayı umut ediyordum. Köy girişinde bir pansiyon görüyorum. Etrafa göz atıyorum ama kimseleri göremiyorum. Dolayısıyla şarj etmek içinde bu saatte kimseyi rahatsız etmeye gerek yoktu. Köy meydanına geldiğimde, henüz hiç bir hareket yoktu. Bir çay ocağı ve köy otobüslerini görüyordum. Ancak hepsi de kapalı idi. Meydan da ki Caminin yanında, camında ekmekleri görebildiğim fırını fark ediyorum. Kapısı açık ve içeride birisi vardı. Heyecanla hemen yöneliyorum ve içeride ki yaşlı amcayı görüyorum. Selam vererek telefonu şarj edebilmek için izin istiyorum. Geri çevirmiyor ve cihazları şarja takıyorum. Kahvaltı için hazırlık yaparak bir de sıcak ekmek alıyorum. Ağırdan alarak şarjların tamamlanmasını bekliyorum. Saat 08:30 sularında artık daha fazla beklemenin gereksiz olduğunu düşünerek, şarjların dolduğu kadarına razı oluyor ve yola koyuluyorum. Köyün hemen çıkışında Kasımlar Kanyonu manzarası karşılıyor. Oldukça etkileyici görünüyor. Keşke 1 gün daha zamanım olsaydı da bu kanyonu da daha yakından görebilseydim diye iç geçiriyorum. Hala inişe devam ederken, yolun devamında ki Hes ve yol çalışmalarını fark ediyorum, biraz tadım kaçıyor. Kamyonlar ortalığı toza dumana boğuyorlar. Bir süre uzaktan izliyor ve tozdan en az etkilenerek geçebilmenin yoluna bakıyorum. İki kamyon geçişi arasında oldukça bir zaman var ve bu esna da toz biraz dağılıyor. Tam bu anı kollayarak basıyorum pedala ve kaçamadığım tozdan bir miktar nasibimi alıyorum. En aşağı seviyeye indiğimde, Ayvalıpınar'dan ayrıldığım yola birleşerek devam ediyorum. Yine yeni bir vadinin içerisinde bu kez Köprüçay eşliğinde devam ediyorum yoluma. Burada ki ortam Aksu kıyısından daha güzel. En azından su daha renkli ve zaman zaman karşıdan Dumanlı Dağı manzarası eşlik ediyor. Uzun bir süre bu yolda ilerledim ama hiç sıkılmadan büyük bir keyifle pedalladım. Sonrasında karşılaştığım rampa da ise zevkle tırmanmaya başladım. Hava tam bisiklet havasıydı, hafiften esen serin rüzgar, yakmayan güneş ve tatlı rampalar. Kısa bir rampadan sonra inişe geçen yol ile biraz nefeslenmek üzere kısa bir mola veriyorum. Yolun sonunda karlı zirvelere sahip olan Dumanlı Dağı. Kesme Köyüne kadar devam eden iniş yolunda, karşıdan esen rüzgara karşılık pedallamak zorunda kalıyorum. Kesme girişinde yine kısa bir rampa ile köy meydanına ulaşıyorum. Köylü amcalarla sohbet eşliğinde çay molası veriyorum. Yolun devamında ki durum hakkında bilgi almaya çalışıyorum. Amcamın dediğine göre, bir süre indikten sonra oldukça dik bir rampa başlayacak ve "burada bisikleti elinde taşıyacaksın" diyor. Sağlık olsun amca, sonuçta o yolda bitecek elbet diyorum. Gerek bisikletle, gerekse yürüyerek. Önemli olan burada ki doğal güzellikleri görebilmek diyorum. Sonra yine yola koyuluyorum. Amcanın dediği gibi tatlı bir inişle yine rüzgara karşı pedal basmak zorunda kalıyorum. Sonra sağ tarafımda ki Sarp Dağından aşağıya doğru inen yolu fark ediyorum. Duruyor ve etraflıca inceliyorum. Evet bu yol, Google eart üzerinden defalarca incelediğim ve zirvesinden geçebilmenin hayalini kurduğum, Sütçüler tarafından gelerek, Beydili ve zirvedeki eski Beydili üzerinden geçen yol idi. Bisikletle bu yönden çıkabilmek oldukça zor görünüyordu. Ancak diğer taraftan gelerek muhakkak geçmem gereken bir rota olduğunun bir kez daha inancına varıyorum. Uzaktan görmekten ziyada, o rotayı da deneyimlemek gerekirdi. En kısa zamanda o parkurunda tamamlanması umuduyla yola devam ediyorum. Oldukça uzun bir süre inişle devam ediyorum. Artık karşıda ki, amcanın bahsettiği tırmanış bölümünü görebiliyordum. Evet oldukça kısa mesafede sert bir tırmanış görünüyordu. Sürekli pedal çevirerek kaslarımı ısıtıyor ve tırmanışa kendimi hazırlıyordum. Asfalt zeminde tatlı tatlı tırmanışa başlıyorum. Bir anda sertleşiyor ve ilk dönemeç de yol hemen bozularak toprak bir hal alıyor. Neredeyse bir karış toz toprak arasında, kaldım kalacağım savaşı vererek virajı geçmek üzere yükleniyorum pedallara. Zar zor inmeden başarıyorum geçebilmeyi. Bu durumlarda ve rampalarda bisikletten inmek ve durmak önemli değil. Aslında esas önemli olan, kasları soğutmadan tekrar kalkabilmektir. Hiç zaman kaybetmeden ve kaslar soğumadan hareket etmek gerekiyor. Kaslar soğuduğu anda, kalmak eziyete dönüşerek, kaslar tekrar ısınıncaya kadar yanmaya başlıyor. Zaman zaman oldukça sertleşse de bu viraj kadar hiç bir noktası zorlamıyor. Bisikletten inmeden rampayı tamamlamayı başarıyorum ve zirve de çok kısa bir mola vererek geride kalan yolu ve manzarayı izliyorum. Artık bundan sonrasında zorlu rampalar bitmiştir. Geride kalan tatlı rampalar ve çoğunlukla inişler vardır. Bundan sonrasında ki doğa defalarca geldiğim ve her seferinde ayrı bir keyif aldığım Köprülü Kanyon Bölgesine aittir artık. Sağ tarafımda zaman zaman görebildiğim Bozburun Dağı ve karşımda ki orman manzarası ile Çaltepe yol ayrımına ulaşıyorum. Aslında gönlüm Tazı Mevkiine giderek bu günü de orada kamp atarak geçirmek istiyor. Ancak bunun için zaman yeterli olmadığını düşünüyorum. Tazı bölgesinde, Kanyon manzarasına karşı kamp atmakta gerçekleştirmeyi düşündüğüm hayallerim arasında. Vermiş olduğum karar ve çizdiğim rotaya sadık kalarak Beşkonak bölgesine saat 16:00 sularında ulaşıyorum. Burada bulunan tesislerden akşam yemeği için ihtiyaçlarımı karşılayarak kamp alanı arayışına giriyorum. Tarihi Zerk Köprüsünden Karabük Köyü tarafına geçtikten sonra bulunan piknik alanı kamp için çok uygun bir bölge. Ancak burada elektrik bulunmuyor. Yakınında gözlemecilik yapan bir kaç kişi görüyor ve onların elektriklerinin olup olmadığını soruyorum. Olumsuz aldığım yanıtlara karşılık zaman kaybetmeden devam ediyorum. Rafting yaptıran tesislerin bir tanesinin, Köprüçay kıyısında ki beton zeminli düz bir alanı gözüme kestiriyorum. Tesisin elektriğinden faydalanabilecek ve Köprüçay manzaraları bir kamp kurmuş olacaktım. Ancak çadırı kuruyor ve iplerle, ağaç ve yerde ki demirlere sabitlememe rağmen, öyle şiddetli rüzgar var ki, neredeyse çadırın pollerini kırmak üzere. Bu şekilde sağlıklı bir kamp ve gece geçirmenin mümkün olmayacağını düşünerek, derhal çadırı tekrar katlıyor ve toparlanıyorum. Beton zeminden dolayı zaten içim de pek rahat değildi. Hem çadır yırtılabilir, hemde gece rahatsız ve soğuk olabilirdi. Kuytuda kalan daha uygun bir alan aramak üzere devam ediyorum. Real Rafting önüne geldiğimde, tesisin hemen yanında ki düz ve çimenlik alan gözüme hoş görünüyor ve yetkilerle görüşmek üzere tesise giriyorum. Tesis sahibi Akın karşılıyor beni ve başlıyor hoş bir sohbete. Kamp için müsade isteyerek yerleşmek istiyorum. Kendi evimde imiş gibi rahat etmemi ve dileğim yere kamp kurabileceğimi belirtiyor. Buradan tekrar sıcak karşılaması ve ilgileri için teşekkür ediyorum. Etrafı biraz kolaçan ederek daha uygun bir kamp alanı var mı kontrol ediyorum. İki noktayı gözüme kestiriyorum. Bir tanesi bu çimenlik alan, diğeri ise köprüçay kıyısında ki kumluk alan. Köprüçay kenarında ki bölge de tesis duvarlarının kuytusunda kaldığı için, hem daha az rüzgar alıyor, hemde Köprüçay'ın hemen kıyısında idi. Buraya yerleşiyor ve çadırımı kuruyorum. Hava serinlemeden ve karanlığa kalmadan, hemen bir duş alarak rahatlıyorum. Akın'ın ise, hazır olan yemek daveti ise duyduğum ve karşılaştığım en güzel haber oluyor. Birlikte yediğimiz akşam yemeğinden sonra, kuzenlerinin düğünlerine gitmek üzere tesisi bana bırakarak ayrılıyorlar. Yine fotoğraf alabileceğim bir ortam ve hava olmadığı için, erkenden yatarak rahat bir gece ile birlikte güzel bir uyku çekiyorum. Ertesi günün sabahında erkenden kampı topluyor ve kahvaltımı yapıyorum. Yolum uzun ve sıcak bir gün olacağını tahmin ediyorum. Öğleden sonra 4-5 gibi Antalya da olacağımı düşünüyorum. Ve dönüyor tekrar pedallar asfalt yolda, Köprülü Kanyonun büyüleyici doğasında ve Köprüçay kıyısında...
Beklediğimden daha kısa bir zamanda Aspendos Antik Tiyatrosunu ulaşıyorum. 4 saatlik pedal çevirmeden sonra Serik ilçesine ulaştığımda ise saat henüz 11 idi. Serik'te öyle yemek molası verip meşhur Çınaraltı'nda bir çorba içmayi düşünüyordum. Ancak saatin henüz erken olması ve henüz açıkmamış olmam ile nonstop yola devam ediyorum. Hava beklediğimin aksine parçalı bulutlu ve  çok güzeldi. Serin bir havada çevrilen pedalla birlikte 1,5 saatte Serik'ten Antalya'ya giriyorum.
 Doyumsuz heyecan ve macera ile geçen güzel bir turu daha geride bırakıyorum. 



Eğirdir Gölü

Eğirdir Gölü

Eğirdir

Ayvalıpınar Çocukları

Sipahiler

Aksu Çayı

Kuzca'dan Tota Dağı

Yılkı Atları

Tota Dağından Dedegül Dağı



Tota Dağından Dedegül Dağı

Tota Dağından Dedegül Dağı

Sarp Dağı Manzarası

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar'dan Dedegül Dağı


Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar

Kasımlar Köy Meydanı

Kasımlar Kanyonu

Kasımlar Kanyonu

Köprüçay /Kasımlar

Köprüçay / Kasımlar



Dumanlı Dağı Manzarası

Dumanlı Dağı Manzarası

Kesme Köyü

Kesme Köyü

Kesme Kanyonu


Sarp Dağı yamaçlarında Eski Beydili

Yeşilbağ


Köprülü Kanyon kayaları

Zerk Köprüsü / Köprülü Kanyon

Köprüçay / Köprülü Kanyon

Köprülü Kanyon

Karabük Köprüsü

Köprülü Kanyon

Aspendos Su Kemerleri


Zorluk Derecesi :Toplamda 278 km. olan, ORTAZOR bir parkurdur.
Maksimum Rakım :Bisikletle çıkılan maksimum rakım 1576 metredir.
Toplam Tırmanış: Bisikletle çıkılan toplam tırmanış 3437 metredir. 
Hangi mevsimde yapılır: Kış ayları ve yağışlı havalar haricinde(keyif alıyorsanız yağışlı havalarda dahil)  her zaman yapılabilir.
Bisiklet Seçimi : Her tür bisiklet için uygundur.
Yol Yapısı :Tamamına yakını asfalt parkurdur. 
Başlangıç Noktası : Isparta Otogar.
Bitiş Noktası :Antalya Merkez.
Su Kaynakları : Doğa yapısı itibariyle bol su kaynaklarının olduğu bir bölgedir. Ancak mevsim durumuna göre dikkatli olmakta fayda vardır.
Alış-Veriş Alanları : Yol üzerinde ki köylerde, alışveriş imkanı kısıtlıdır.   
Konaklama : Kamp için uygun bölgeler mevcut ise de güvenlik tedbirleri almakta fayda vardır. 
DİKKAT!!! Herhangi bir kaza riskine karşılık kesinlikle en az iki kişile gidiniz ve bir yakınınıza gideceğiniz konumu bildiriniz!!!

Google Maps Harita Görüntüsü


Powered by Wikiloc
Wikiloc Harita görüntüsü


GPS ve rota verilerini buradan indirerek daha detaylı inceleyebilirsiniz...

GPS ve rota verilerini üye olmadan DROPBOX üzerinden buradan indirebilirsiniz.

Başka bir rotada görüşmek üzere...

Sevgiyle Pedalla ...